ANNELER

Yazan: HfZ_aLi_1990 28 Ekim 2009 Çarşamba  
Kategori: aile

Kıymetli Müslümanlar!

Cenâb-ı Hak mahlukatı erkekli dişili olarak yaratmış, yarattığı her varlığın benliğine kendini kemale erdirme gibi yüce bir gaye vermiş, varlıklar içinde insana özel bir kıymet atfetmiştir. Bunun yanında canlılar âlemini, şefkat ve merhametiyle koruma altına almıştır.

Yavrularına sevgi ve merhametiyle daha çok kol kanat geren varlık olan anneler, Allah Teâlâ’nın Rahmân ve Rahîm sıfatlarının kendilerinde tecelli ettiği sevgi çağlayanıdır. Onlar, çocukların hastalığında mahir bir tabip, bilgi ihtiyacı anında iyi bir öğretmen, korku zamanlarında fevkalade bir sığınak, oyun isteğinde ise candan dosttur.

Anneler, yavrularının sağlık ve esenliği için bir iyilik meleği olur, sevgisinden dolayı gözyaşı döker, gönül dolusu en makbul duaları ulu dergaha gönderirler. Anneler, çocuklarını bir müddet karınlarında, bir zaman kucaklarında, ölünceye kadar sevgi olarak kalplerinde taşırlar. ‘Ağlarsa anam ağlar, gayrısı yalan ağlar’ atasözü bize herhalde bu gerçeği ifade eder. Peygamber Efendimizin ifadesiyle ‘cenneti anaların ayakları altına seren’ de onların bu candan cömertliği olsa gerektir.

Değerli Kardeşlerim!
Anneler hakkında Rabbimiz, “Anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımış, sütten ayrılması ise iki yıl içinde olmuştur.” buyurarak onların bizler için çektikleri zorluklara dikkatimizi çeker. Yuvayı korumak için koşturan baba ile yuvayı yaşanılır kılan anne hakkında Yüce Mevlamız; “Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara öf bile deme! Onları azarlama ve kendilerine güzel söz söyle” buyurarak ana babanın kıymetine vurgu yapar.

Peygamber Efendimiz, cihada gitmek için izin isteyen bir sahabîye, ana veya babasının sağ olup olmadığını sormuş, hayatta olduklarını öğrenince, “Öyleyse sen onların bakımıyla ilgilen” diyerek ana babaya hizmeti cihaddan da üstün bir ibadet olarak değerlendirmiştir. Aynı şekilde ‘Kime hizmet edeyim ya Rasülellah?’ diye soran başka bir sahabîye ise üç kez peşpeşe ‘annen’ buyurarak aile içinde ve Cenab-ı Hak nezdinde annenin önemine işaret etmiştir.

Aziz Cemaat!
Tarih boyunca annelik, hemen bütün toplumlarda kadının en kutsal vazifesi olmuştur. Nesillerin sağlıklı bir şekilde yetiştirilmesi ve toplumun bekası açısından bu husus hayatî derecede önem arzeder. Gerçekten ruh hamurumuzu yoğuran, bizlere merhameti, sevgiyi, dil ve din şuurunu aşılayan, insanlığı öğretenlerin başında analarımız gelir. Dünya hayatının süsü ve göz aydınlığı olan çocuklarına kendilerini vakfetmiş olmaları onları gönlümüzde aziz ve mübarek kılar.

Hayatımızın bu kadar değerli bir varlığı olan annelerin hizmetinde bulunmak, onların hayır dualarına nail olmak ne büyük nasip! Onlara hor davranmak, yanında bakma imkanı olduğu halde onları huzur evlerine terk etmek İslam’ın getirdiği ahlâk ve insanlık anlayışı ile bağdaşmaz.

Hasılı anne, îlahî kudretle genişletilmiş bir rahmet kucağıdır ve hayatımızın bu kutsal varlıkları, engin bir sevgiye, derin bir saygıya, ömürlük teşekküre layıktırlar.

Dr. Ahmet ÇAPKU
Bağlarbaşı Huzur Camii İ.H./Üsküdar

1. Keşfü’l-hafâ, I, 387.
2. Lokman Suresi, Ayet 14; Ahkaf Suresi, Ayet 15.
3. İsra Suresi, Ayet 23.
4. Buhari, Cihad 138; Riyazü’s-sâlihîn, II, Hadis no. 323.
5. Buhari, Edeb 2; Müslim, Birr 1; R. Salihîn, II, Hadis no. 318.
6. Kehf Suresi, Ayet 46.
7. Furkan Suresi, Ayet 74.

HACCIN EDÂSI VE SEFERLE İLĞİLİ FARKLAR

Yazan: HfZ_aLi_1990 18 Ekim 2009 Pazar  
Kategori: aile

5 – HACCIN EDÂSI VE SEFERLE İLĞİLİ FARKLAR
     Zengin olan Müslüman ve mükellef kadına, Zengin erkekte olduğu gibi Hac farzdır. Fakat kadının hac vazifesini ifâ edebilmesi için yanında kecası, babası ve oğlan kardeşi gibi nikâhla varması ebediyen haram olan erkeklerden birisinin bulunması şarttır. Aksi takdirde her ne kadar Haccın vucûbu. için olan zenginlik şartı var ise de, edâsı için olan şart bulunmadığından hac vazifesini ifâya gidemez.
     Mahremsiz hacca gittiği zaman işlediği günah ve vebal sevaptan daha büyüktür.
     Komşu kadınını ve baldızını nikâhlama imkânı olmadığından nikâhsız hacca götüren edepsizlerin ve böylelerine fetvâ verenlerin halleri esef vericidir . Zira haram olan bir Şeye câiz ve helal demek çok kötü ve tehlikelidir.
     Kadınların, İbadet ve fazilet olan yere gidebilmesi için bu şartların lüzûmu gerekirse, sefer müddetindeq (18 saalik mesafede) ki sıla ziyaretine yâbancı memleketlere seyahate, temsile, çalışmaya ve her çeşit yolculuk icap eden yerlere gidebilmesi için, yanında mutlaka mahremi olan erkeğin bulunması şarttır. Kadının nikâhla varabileceği erkekler, yabancı erkek olduğumdan böyle erkeklerle uzak yolculuğa gitmeleri ve ikisinin yalnızbaş larına bir odada kalmaları haramdır.
     EBÛ SAİD ELHUDRİ (R.A.)’dan mervi bir Hadis-i Şeriflerinde Resülü Ekrem (S.A.V.) efendimiz şöyle buyurmuştur :
     Allah (C.C.)’a ve âhiret gününe inanan bir kadın, üç gün veya fazla mesâfedeki sefere gitmesi helâl olmaz. Ancak beraberinde babası, oğlan kardeşi, kocası, oğlu veyahunnnnndi mahremlerinden (ebediyen nikâhlanması haram olan erkeklerden) birisiyle gitmesi helâl ve câiz olabilir.” (Bnheri, Müslim, Ebu Dâvut, Tirmizi, İbni Mâce)
     Şu halde Mü’min ve mükellef olan bir kadın, üç günlük uzak mesafede ki gideceği yola, mutlaka yalnız gitmemesi lâzım ve gidemez. Ancak, Hadis-i şerifte beyan edildiği gibi, yanında ahlâklı ve Mü’min olan nikâhla varması ebediyen haram olan erkeklerden birisiyle gidebilir. Halbuki mükellef ve Mü’min erkek yalınız başına gidebilir. Fakat erkeklerin, uzun yolculuğa iyi bir yol arkadaşı ile gitmeleri sünnettir.
     Bu yolculuk uçak ve emsali vasıtalarla olsa dahi, pek çok tehlikeli münasebetler ve zarûretler olabileceğinden, inanan müslüman kadının mahremsiz gitmemesi lâzımdır. Hakka teslim olmayan ahlaksız soyundan olân kadınlar ise, günümüzde görüldüğü gibi giderler ve her türlü ahlaksızlık ve haramları işlerler.
Bu mevzuda daha geniş malûmat, “İzahlı Mülteka Tercümesi” adlı eserimizin birinci cildinin Hac bahsi ile “Îslâm’a sokulan Bid’at ve Hurafeler” ‘in ikinci baskısının 174-176. sayfalarında verilmiştir.
     Hacc vazifesini ifaya giderken olsun, ihrama giderken olsun, ister ihrama girdikten sonra ve kâbeyi tavaf ederken olsun nerede ve ne zaman olursa olsun kadın .Telbiyeyi (Lebbeyk duasını) ve diğer duaları sesli olarak okumaz. Sessiz olarak okur. Zira sesi mahremdir. Yabancı erkeklerin şehvetini uyandırıp ve bir fitneye sebep olabileceğinden günahtır.
     Halbuki erkekler, her yerde ve her zaman yapacakları duaları sesli olarak yapabilirler. Hatta dereye inerken ve tepeye çıkarken telbiye ve duaları yüksek sesle okumaları daha sevaptır.
Kadın, ihrama gireceğinde dikişli elbiselerini soymaz, çıkarmaz. O elbiselerinin üzerine ihramını giyer. Erkek ise, para kemeri gibi taşıması zarurî olanlar hariç dikişle dikilmiş diğer elbiselerini tamamen çıkarır sade ihrama girer.
     Kadın, saçı avret olduğundan ihrama girdiği zaman başını ve saçını açmaz Erkek ise bunun hilâfındadır . Fakat kadın yüzünü örtmeyip açabilir.
     Kadın, ayaklarına mest ve ellerine eldiven giyebilir.
     Kadın, Kâbe’i Muaazzama’yı tavaf ederken remel yapmaz. Keza kadın ihramda iken sağ omuzunu ihramdan çıkararak tavafda bulunmaz. Safâ ile merve arasındaki derede “Miyleyni ahzarayan” denilen yerde süratli giderek say etmez. Erkek ise, bütün bu hükümlerde kadına muhaliftir.
     Kadın, Hacc. vâzifesi hitamında Tıraş olunacağında başını kazımaz, belki saçından kestirir ve kısaltır.
     İzdihamlı ve kalabalık zamanlarda kadın, HACERUL ESVED’İ İstilam etmez (elini sürmez.) Safa tepesine çıkacağında da izdihamlı olursa kadın yine çıkmaz.
     Keza makamı İbrahim’de namaz kılacağı zaman izdihamlı olursa, orada namaz kılmayı da terk eder. Hayız ve nifas özründen dolayı kadın, vedâ tavafını terk ettiğinde ve tavafı ziyareti vaktinden sonraya tehir ettiğinde kan akıtmak (kurban kesmek) lazım gelmez. Ancak özürlü olduğu halde Tavafı ziyareti yaparsa, kurban lazım olur. Geniş malumat “İzahlı MÜLTEKA TERCÜMESİNDE” Beyan edilmiştir.
     Hacca gidecek olan kadının iddedte olmaması lazımdır. Bu iddet ister talak iddeti olsun ister vefat iddeti olsun, Halk arasında bu iddete “adar” denilmektedir. Geniş izahı, Fıkıh kitaplarının talak bahsinde mevcuttur.
     TALAK İDDETİ : Kocası tarafından boşanan kadının başka kocaya varabilmesi için bekleyeceği müddettir ki, amelden kalmamış ve hamile değilse, üç hayız görecek ve temizlenecektir. Amelden kesilen ihtiyar kadın ise, üç ay bekleyecektir. Şayet hamile olursa, hamlini (karnındaki çocuğunu) doğuruncaya kadar bekler. Bu hükümler hür kadınlara mahsustur. Cariyelerde değişir.
     Bir kadın talak sûretiyle boşanır ve böyle iddetini beklediği müddet için de olursa, hacca gidemez. Velev ki yanında mahremlerden bir erkek olsun, yine gitmesi caiz değildir.
     VEFAT İDDETİ : Kadının, Kocası öldüğü zaman dört ay on gün beklemesi lazım olan müddettir. Binaenaleyh kocası ölen bir kadının, başka kocaya varabilmesi için dört ay 10 gün beklemesi lazımdır. Keza Hacca gideceği zamanda bu iddetten kurtulmuş olması lâzımdır. Aksi takdirde kocâsı öldükten sonra ve bu iddetin müddeti içinde hacca gitmesi caiz değil ve haramdır. Hatta kadının iddet beklemesi hacc yolunda meydana gelse ue bulunduğu yerde 18 saatlik sefer müddetinde olursa hacc vazifesine devam edemez. Ya gerisin geri mahremi ile memleketine dönmesi lazım veya orada yine mahremi ile hacc kafilesininin dönmesini beklemesi lazımdır. Yani hacc vazifesini yapamaz ve gidemez.
     Meselâ : Hacca gitmek için pasaport vesair hazırlıklar yapılırken veya bittikten sonra kadının kocası ölse Hacca gidemez. Ancak 4 ay 10 gün sonra gidebilir Aynı hal hacc yolunda olsa, yine hacc vazifesini îfâ edemez.
     Bu hükümün daha genişi, Fetâvâyı Hindiyenir. hacc bahsinin 219 sayfasında, Fetâvâyı Kâdıhanın 283. sayfasında ve Merakılfelah Tahtavisinin 298. sayfasında mevcuttur.
     İddet bekleyen kadının sefer müddeti olan her hangi bir yolculuğa ve hacca gidemeyeceğini beyan eden ilahi hüküm şöyledir .
     “Onları (İddet bekleyen kadınları) evlerinden çıkarmayın (İddetleri bitinceye kadar) kendileride çıkmasınlar.” (Talak Suresi, 1)
     Buraya kadar naklettiğimiz amelî hükümlerin daha geniş izahı ve senetlerî İslam hukukunun kanunlarını havî fıkıh kitaplarımızda beyan edilmiştir
     Arzû eden okuyucularımız. “Îzahlı mülteka Tercümesi” adlı eserimizden cevapları okuya bilirler.

İBADET ÂNINDAKİ FARKLILIKLAR

Yazan: HfZ_aLi_1990 18 Ekim 2009 Pazar  
Kategori: aile

4 – İBADET ÂNINDAKİ FARKLILIKLAR :
     Kadın, iftitâh tekbirinde ellerini, kulaklarının hizasına kadar kaldırmaz. Omuzlarının hizasına kadar kaldırır. Zira böyle yapması kadının kollarının açılmamasına ve bedenini setretmeye daha uygundur.
     Kadın, namazda okuduğu kıraatları her vakit gizli okur. Zira sesli okursa, fîtne ve fesada sebep olabilir ve sesi mahrem olduğundan sesini yükselterek okuması haramdır.
     Kadın, namaz kılarken rukû ve secdelerde koltuklarını bitiştirerek yapar. Koltuk ve uyluklarına bitiştirerek yapmasının sebebi vücudunun gerilme ve görünme şekillerini örtmeye ve önlemeye daha lâyık olduğundandır.
Kadın, namaza durduğu zaman önünden geçenleri geçirmemek için, tespih ve tehlil söylemeyip, elinin dışını diğer elinin üstüne vurmak sûretiyle îkazda bulunur. Halbukî erkekler, okudukları kıraatı yükselterek veya sesli olarak tesbih, tehlil ve tekbir almak sûretiyle önlerinden geçenleri ikaz ederler.
     Bu gerçek Hz. Ebî Hüreyre (R.A.)’nin Rasûlü Ekrem (S.A.V.) Efendimizden rivayet ettiği şu Hadis-i Şerifte beyan edilmiştir.
     “Tasfik (Namazda eli ele vurmak) kadınlara mahsus ve (sesli olarak) tespih söylemek, erkeklere mahsustur.” (Buhari, Müslim)
     İbâdet ve itaat esnasında dahi, kadının sesini çıkarmasına müsaade etmeyen bu gerçekler karşısında kadınların şarkısında mahzur görmeyen ve “Mubah” diyecek kadar abdallaşanların kötülükleri anlaşılmaktadır.
     Kadınların cemaat olup, içlerinden binin imam olarak namaz kılmaları kerahattır. Fakat kerahat olmakla beraber cemaatle kendileri namaz kılmak istediklerinde; kendi cinslerinden olan imamları ortalarına durur. Erkeklerin imamları gibi ileriye geçmez.
     Kadınların, câmiye cemaata çıkmaları mekruhtur. Evlerinde kılmaları daha sevaptır. Fakat erkeklerle kadınların yerleri ayrı olursa, cevaz yönleri de fıkıhda beyan edilmiştir. Halbuki erkeklerin cemaata çıkmaları ve cemaatla namaz kılmaları lazımdır. Zira cemaatla namaz kılmak 27 derece efdaldır. Yani evde veya herhangi bir yerde tek başına kılınan 27 rekat namazdan cemaatle kılınan bir rekatın sevabı daha çoktur. Bu faziliyet, farz olan veya cemaatla kılınması meşrû olan namazlara mahsustur.
     Kadınların, cemaata çıkmaları için gerekli şartlar ilerde uzun uzun beyan edilmiştir.
     Kadınların, erkeklere imam olması, hiç bir sûrette câiz değildir. Binaenaleyh kadın imam olur, erkeklerde ona cemaat olurlarsa, namaz sahih olmaz, fasit ve batıldır.
     Kadınlar, namazda ayakta iken ellerini göğüslerinin alt tarafına veya üstüne koyarlar ve teşehhüdde iki ayağını sağ tarafına yatırır, hiç birini dikmezler. Sol topuk ve ayaklarının üstüne otururlar. Bunların bu şekilde yapmaları setretmeye daha layık olduğundandır.
     Kadınlara, Cuma Ve Bayram namazları farz ve vacip değildir. Fakat kıldıkları zaman sahih olur. Şu halde Cum’a namazını kılan l:adına öğle namazını kılması lâzım gelmez.
     Kadınlar, hayızlı ve nifaslı iken namaz, oruç tutamaz, Kur’an okuyamaz ve okutamazlar. Camiye ve Mescide giremez ve Kabe’i Muazzama’yı tavaf edemezler. Abdestsiz ve cünüp olan erkek ve kadın aynı vazifeleri yapmadıkları malumdur. Kadınlar farklı olarak özürlü zamanlarda bir çok hayır ve vazifelerden mahrumdurlar.

Sonraki sayfa »

~ Uyari: Sitemiz Diyanet isleri Baskanligi Tarafin'dan Aylik Gozetimin'den Gecmektedir Yorumlarinizi Yaparken Seviyeli Olmaya Ozem Gostelim Lutfen.