Helal nedir

Yazan: HfZ_aLi_1990 16 Nisan 2010 Cuma  
Kategori: dini bilgiler

Helal

HELÂL

Mübah ve câiz olmak, haramdan dışarı çıkmak. Allah tarafından yapılmasına müsaade edilen mübah şeyler, zıddı haram olup, Allah tarafından kesin emirle yasaklanan şeydir. Bir şeyin yasaklığı kesin emirle değil zan ile sâbit ise o şey mekruhtur. Mekruh, helâle daha yakınsa tenzihen; harama daha yakınsa tahrîmen mekruh adını alır.

Eşyaya asıl olan helâl olmaktır. Hakkında bir hüküm gelmemiş olan şeyler helâldir. Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulur: “O, Allah ki yerde olanların hepsini sizin için yarattı” (el-Bakara, 2/29). “Allah’ın göklerde ve yerde olanları sizin emrinize verdiğini ve size açık ve gizli nimetlerini bolca ihsan ettiğini görmez misin ” (Lokman, 31/20). Âyetlerden yerde ve gökte olanların insanların yararlanması için yaratıldığı açıkça anlaşılmaktadır. Yenilmesi, içilmesi veya kullanılması âyet veya hadislerle yasaklanmamış olan herşey câiz ve helâldir. Bunlar insan için yararlı şeylerdir. Haramlar ise zararlı olanlardır.

Bir şeyin mübah ve helâl olduğu şu üç şeyden birisiyle sâbit olur:

a) Günah olmadığı bildirilmekle, âyette şöyle buyurulur: “Şüphesiz O, size murdar eti, kanı, domuz etini, Allah’tan başkası anılarak kesilen hayvanı haram kılmıştır; fakat darda kalana, aşırı gitmemek ve haddi aşmamak şartiyle günah yoktur” (el-Bakara, 2/ 173).

b) Haram olduğuna dair bir nass bulunmamak.

c) Helal olduğuna dair nass bulunmak. Temiz şeyleri yiyip içmek gibi. Âyette şöyle buyurulur: “Bugün, size temiz olan şeyler helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yemeği size helâl, sizin yemeğiniz de onlara helâldir” (el-Mâide, 5/5).

Bir şeyin mübah oluşu, vakit ve çeşidini tayinle ilgilidir. Meselâ; yemeğin vakit ve çeşidini seçmek mübahtır. İnsan istediği zaman, istediği kadınla evlenebilir. Kişi nezih bir şekilde eğlenebilir. Ancak bütün vaktini eğlence ile geçirmesi câiz değildir. Yaşamak için helâl bir şey bulunmaması hâlinde, haram olan şeyler ölmeyecek miktarda yenilip içilebilir. Bu konuda prensip şudur: Zarûretler yasakları mübah kılar İslamî ölçülere uyan güzel şeyler helâldir. Cenab-ı Hak, nimetinin eserini kulunun üzerinde görmek ister. Meşru şekilde giyinmek ve süslenmek helâldir. A’raf suresinde şöyle buyurulur: “Ey Âdem oğulları, avret yerlerinizi örtmeniz ve süslenmeniz için size elbiseler gönderdik. Ey Âdem oğulları, her mescide girdiğinizde süsünüzü alın; yiyiniz, içiniz. israf etmeyiniz” (el-A’raf, 7/26,31).

İslâmî sınırlar içinde süslenmek helâldir. Yüce Allah şöyle buyurur: “De ki, Allah’ın kulları için çıkardığı süsü ve güzel rızıkları kim yasakladı? De ki onlar dünyada mü’minler içindir, âhiret de tamamen mü’minlerindir” (el-A’raf, 7/32).

Erkeklere gümüş yüzük takmak helâldir. Altın takmak ve ipek giymek ise yalnız kadınlara helâldir. Allah elçisinin erkeklere hitaben; “İpek giymeyin, çünkü onu dünyada giyen, âhirette giymeyecektir” (Buhari, Eşribe, 28; Mardâ, 4; Libâs, 25, 36; Edeb,124; Müslim, Libas, 2;12, 25; Ebû Dâvud, Libâs, 40) dediği bir sahabenin parmağında altın yüzük görünce de, onu çıkarıp attığı ve “biriniz, ateşten bir kor parçasını eline almaya yelteniyor” (Müslim, Libâs,11) buyurduğu nakledilir.

Vücudu ruhen ve bedenen geliştirecek sporlar helâldir. Ok atma, ata binme, yüzme, silah kullanma, kılıç oyunu, güreş, at yarışları ve kahramanlık oyunları, yapılması sünnet olan sporlardır.

Allah elçisi evin geniş olmasını severdi. Bir hadiste şöyle buyurulur:

“Üç Şey Ademoğlunun mutluluğundandır salih kadın, geniş mesken ve iyi bir binit” (Ahmet b. Hanbel, I,168). Buna bazı rivayetlerde “iyi komşu” da eklenir (bk. Ahmet b. Hanbel, III, 407, 408) Hz. Peygamber şöyle dua ederdi: “Allah’ım günahımı bağışla, bana evde genişlik ver, rızkımı bereketlendir” (Ahmed b. Hanbel, IV, 63,188, V, 65, 367, 370; Tirmizi, Dua, 78).

Evdeki kapkacağın altın ve gümüşten başka madenlerden imal edilmiş olması gerekir. Çünkü Nebî (s.a.s) altın ve gümüş kaptan yiyip içmeyi yasaklamıştır. (bk. Tirmizi, Eşribe, 27, 28, Ebû Dâvûd, Eşribe, 17). Tarım, ticaret ve hayvancılık gibi meşru işler yaparak rızık kazanmak hem helâl bir çalışma hem de kişiye ibadet sevabı kazandıran bir ameldir. Allah elçisine hangi kazancın daha helâl olduğu sorulduğunda şöyle cevap vermiştir: ” Kişinin elinin emeği ve hayırlı olan (Mebrûr) alış-veriştir” (İbn Hanbel, II, 466; IV, 141; el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, Beyrut 1967, III, 60, 61).

Hamdi DÖNDÜREN

Mendub

Yazan: HfZ_aLi_1990 16 Nisan 2010 Cuma  
Kategori: dini bilgiler

Mendub
Sevilen, yapılması uygun olan, işlenmesi teşvik edilen iş. Dinen yapılması iyi sayılmakla birlikte yapılmamasında sakınca olmayan ve Rasulullah (s.a.s)’ın bazan yapıp, bazan terkettiği işler. Buna; müstehap, nâfile, tatavvu ve ihsan adları da verilir. Farz, vacip ve sünnet-i müekkede dışında kılınan namazlar, tutulan oruçlar ve verilen sadakalar bu niteliktedir
. Güzel bir iş sayıldığı için mendubu işleyen sevap alır, terkeden ceza görmez. Bu değerlendirme Hanefi mezhebine göredir. Çoğunluk İslâm hukukçularına göre, mendûb, sünnet ve müstehab terimlerini de içine alan genel bir kavram olup şöyle tarif edilir: Allahu Teâlâ veya Rasûlûnün bağlayıcı olmaksızın yapılmasını istediği ve yapılmamasını kötülemediği fiildir. Mendupta hükmün kesin bağlayıcı olmadığına dair bir karine bulunur. Bu karîne, âyet, hadis veya İslâm hukukunun genel prensiplerinden biri olabilir. Fiili terkedene ceza konulmaması tarzında bir karine olabilir. Meselâ;

Kur’ân-ı Kerîm’de: “Ey iman edenler! Belirli bir süreye kadar birbirinizle bir borç ilişkisi kurduğunuzda onu yazın ” (el-Bakara, 2/282) buyurulur. Bu âyette, borcun yazılması ile ilgili emir bağlayıcı olmayıp, fiilin mendub, olduğunu gösterir. Çünkü âyetin devamındaki. Eğer birbirinize güvenirseniz, kendisine güvenilen taraf, emanetini tastamam yerine getirsin” ifadesi, yazma zorunluluğunu kaldırmaktadır. Kısaca, alacaklı ve borçlu arasında güven varsa yazma yoluna gidilmeyebilir.

Günümüzdeki borçlanmalarda her iki türlü uygulamada görülmektedir. Ancak, alacağın yazılması unutma veya inkâr halinde ispat kolaylığı sağlarken,senet ve çeklerin cirosu yoluyla alacağın başkasına havale edilmesine de imkân hazırlar. Bu yüzden her alacak ve vereceğin, hattâ sözleşmelerde ileri tarihleri ilgilendiren bütün şartların yazılı olarak belirlenmesi insanlar arasındaki anlaşmazlıkları, itham, iftira, töhmet ve kötü zanları ortadan kaldırır. Kişi, belki borç veya alacağı için senet veya çek düzenlememekten dolayı dinen sorumlu olmayabilir. Fakat borcun ödenmesi halinde çıkabilecek anlaşmazlıklar tarafları başka haram veya mekruhları işlemeye zorlar. İşte mendub bir amel olan yazıya riayet etmek, mü’mini bütün bu riziko ve tehlikelerden korumuş olur.

Mendûb kendi içinde üçe ayrılır. 1) Hz. Peygamber’in devamlı olarak yaptığı ve sırf bağlayıcı olmadığım göstermek üzere nâdir olarak terkettiği fiillerdir. Sabah, öğle veya akşam namazlarının sünnetleri, abdest alırken ağıza su verme gibi… Bu çeşit menduplara “Sünnet-i Müekkede” veya “Sünnetül-Hudâ” denir. Bazı müekked sünnetler ezan ve cemaatle namaz kılmak gibi, dini vecîbeleri tamamlayıcı nitelikte de olabilir.

Bu çeşit mendubu yerine getiren sevap kazanır. Terkeden ise cezayı hak etmemekle birlikte kınama ve azarlanmaya müstehak olur. Ezan ve cemaatle namaz kılmak gibi İslamî prensiplerden olan mendupları bir toplum topluca terketse, sünneti hafife almaları yüzünden kendilerine karşı savaş açılması gerekir.

2) Hz. Peygamber’in bazan yapıp bazan terkettiği fiillerdir. İkindi ve yatsı namazlarından önce kılınan dörder rekatlık namaz ve yoksullara zaman zaman yapılan tasadduk gibi. Bu ameller taat niteliğinde olup, bunlara “Sünnet-i Gayri Müekkede”, “Nâfile” veya “Müstehab” adı verilir.

Bu gruba giren mendûbu yapan sevap kazanır, terkeden kınama ve azarlanmaya müstehak olmaz.

3) Hz. Peygamber’in bir insan olması itibariyle yaptığı, Allahu Teâlâ’dan bir tebliğ veya Allah’ın dinini açıklama niteliği taşımayan beşeri fiillerdir. Allah Rasûlünün yeme, içme ve giyinmede izlediği alışkanlıklar, beyaz elbise giymesi, kına ile saç ve sakalını boyaması bu çeşide girer. Bu kısma “Sünnetü’z-Zevâid” denir.

Zevâid sünnetin hükmü. Mü’min, Hz. Peygamber’e sevgi, saygı ve bağlılığından dolayı, O’nun gibi yer, içer ve giyinirse sevabı hakeder. Bu fiilleri terkeden ise kötü bir davranışta bulunmuş olmaz. Kınanma ve azarlanmaya müstehak bulunmaz.

âtibî, el-Muvâfakât isimli eserinde genel olarak sünnet anlamındaki mendûbun işlenişindeki fayda ve hikmetleri şöyle açıklar:

Hz. Peygamber’den sünnet olarak nakledilen, her mendûb, farz ve vacibin ikmali ve korunması için yardımcıdır. İnsan, devamlı olarak yapmakla yükümlü olduğu mendupları yerine getirirse, devamlı olarak yapmakla yükümlü olduğu farz ve vacipleri elbette ihmal edemez. Bir kimse mendubları yerine getirmede gevşeklik gösterirse, farzlarda da gevşeklik gösterebilir. Hadis-i şerifte iftarın acele yapılması ve sahurun geciktirilmesi istenmiştir. Bu sünnete uyulması oruç tutmayı kolaylaştırmakta, mü’minin bu ibadeti sürekli olarak yapmasını sağlamaktadır.

Mendûb tek tek değil, bütün olarak yapılması gereken bir sünnettir. Hz. Peygamber müekked sünnetleri arasıra, gayri müekked sünnetleri ise daha sıkça terketmiştir. Bu yüzden insanın bunları bazı hallerde terketmesi caiz olmakla birlikte toplam terk edemez. Meselâ; bir ülkenin insanları ezanı tamamen terk etmişlerse onlara bunu zorla okutmak gerekir. Bir kimse cemaatı tamamen terk edemez. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

“Bir kimse üç günden fazla cemaati terk ederse kalbi mühürlenir” (İbn Mâce, Mesâcid, 17). Yine bazı hallerde kişi evlenmeyebilir. Fakat bütün toplum evliliği terk edemez. Aksi halde, toplumun çekirdeği olan aile yuvası ortadan kalkar ve toplum felâkete sürüklenir. Bu yüzden bazı Şiî fakihler evlenmenin farz-ı kifâye olduğunu söylemişlerdir (Şâtibî, el-Muvâfakât, Kahire, Ticariye tab’ı, I, 132, 133, 151; Ebû Zehra, Usûlül-Fıkıh, s.39-42; Zekiyüddin Şa’ban, Terc İ. Kafi Dönmez, Ankara 1990, s. 213-215; Abdülvahhâb Hallâf, İlmu Usûlil-Fıkıh, Terc. Hüseyin Atay, Ankara 1973, s. 264, 265).

Hamdi DÖNDÜREN

Hz.Muhammed’in Mucizeleri:

Yazan: admin 28 Mart 2010 Pazar  
Kategori: Genel, dini bilgiler

Hz.Muhammed’in Mucizeleri:
1. Muhammed Aleyhisselamın mucizelerinin en büyüğü Kur’an-ı Kerim’dir. Bugüne kadar gelen bütün şairler, edebiyatçılar, Kuran-ı Kerim’in nazmında ve manasında aciz ve hayran kalmışlardır. Bir ayetin benzerini söyleyememişlerdir. İcazı ve belagati insan sözüne benzemiyor.Yani bir kelimesi çıkarılırsa veya bir kelime eklense, lafzındaki ve manasındaki güzellik bozuluyor. Nazmı arap şairlerinin şiirlerine benzemiyor. İşitenler ve okuyanlar tadına doyamıyorlar. Yorulsalar da usanmıyorlar. Okumsaı ve işitmesinin sıkıntıları giderdiği sayısız tecrübelerle anlaşılmıştır. Nice azılı İslam düşmanları, Kur’an-ı Kerim’i dinlemekle, kalpleri yumuşamış, imana gelmişlerdir. Kur’an-I Kerim’i değiştirmeye çalışanlar oldu ise buna muvaffak olamamışlardır. Allahü Teala buna izin vermemiştir ve vermeyecektir.
2. Muhammed Aleyhisselamın meşhur mucizelerinin en büyüklerinden birisi de, ayın ikiye yarılmasıdır.Bu mucize, başka hiç bir peygambere nasip olmamıştır. Muhammed Aleyhisselam, elli yaşında iken, Mekke’de Kureyş kafirlerinin ele başları yanına geip “peygamberisen ayı ikiye ayır” dediler. Muhammed Aleyhisselam, herkesin, özellikle tanıdıklarının, akrabasının iman etmelerini çok istiyordu. Ellerini kaldırıp dua etti. Allahü Tealaduasını kabul edip ayı ikiye böldü. Yarısı bir dağın, diğer yarısı başka dağın üzerinde göründü. Kafirler, Muhammed bize sihir yaptı dediler, iman etmediler.
3. Muhammed Aleyhissselam, bazı gazalrında, susuz kalındığı zaman, elini suya sokmuş, parmakları arasından su akarak, bulunduğu kap devamlı taşmıştır. Bazan ….em bazan üçyüz, bazan binbeşyüz, Tebük gazasında ise yetmiş bin kimsenin hepsi ve hayvanları, bu sudan içmişler ve kullanmışlardır. Mübarek elini sudan çıkarınca akması durmuştur.
4. Bir gün amcası Abbas’ın evine gidip, onu ve evladını yanına oturtup üzerine ihramı ile örterek “Ya Rabbi! Bu amcamı ve ehlibeytini örttüğm gibi, sen de, cehennem ateşinden kendilerini koru.” Dedi. Duvardab üç kere amin sesi işitildi.
5. Bir gün, kendisinden mucize isteyenlere karşı, uzaktaki bir ağacı çağırdı. Ağaç köklerini sürüyerek gelip sselam verip, “Eşhedü en lailahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluh” dedi. Sonra gdip yerine dikildi.
6. Hayber gazasında önüne zehirlenmiş koyun kebabı koyduklarında, “Ya Resulallah beni yeme, ben zehirliyim” sesi işitildi.
7. Bir gün, elindeput bulunan kimseye “Put bana söylerse iman eder misin?” dedi. Adam, “ben buna elli senedir ibadet ediyorum. Bana hiçbirşey söylemedi. Sana nasıl söyler?”dedi. Muhammed Aleyhisselam “Ey put ben kimim” deyince, sen Allahın Peygamberisin sesi işitildi. Putun sahibi, hemen imana geldi.

Sonraki sayfa »

~ Uyari: Sitemiz Diyanet isleri Baskanligi Tarafin'dan Aylik Gozetimin'den Gecmektedir Yorumlarinizi Yaparken Seviyeli Olmaya Ozem Gostelim Lutfen. islami sohbet - dini sohbet - islami Sohbet - islami Forum - müslüman chat - akdeniz sohbet - İslami Sohbet - Musluman - islami sohbet - islam - chat - islami sohbet -