İslam ve Sihir Nedir

Yazan: admin 01 Ekim 2009 Perşembe  
Kategori: Hurafeler

İslâm ve Sihir:
Kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerim’de sihirin niteliği ve mahiyeti hakkında haberler mevcutrur.Bakara, Araf, Yunus, Şuara, Taha, Kalem ve Felak Sûreleri’nde sihirden ve sihirbazların durumundan bilgiler verilir. Sevgili Peygamberimiz (S.A.S), insanı felâkete ve helake sürükleyen “yedi büyük günahtan” biri olarak “SİHİRİ” bildirmiştir.
Kur’ân-ı Kerim’de Bakara Sûresi’nin 102′nci âyetinde, yahudilerin, Allah’ın kitabını bırakarak sihre başvurduklarını Hz. Süleyman’ın devletini yıkmak ve onun peygamberliğini kabul etmemek için iftiralara başvurduklarını, Taha Suresi 56-57. ayetleri arasında ise, Firavun’un sihirbazlarıyla Musa (a.s) arasında cereyan eden bir olaydan haber verilerek, sihirbazlar tarafından atılan, ip ve değneklerin, Hazreti Musa’ya koşuyorlarmış gibi göründüğü bildirilir.

Aynı olaya işaret edilen A’RAF Sûresi’nin 116′ncı âyetinde de sihirbazların halkın gözlerini bağlayıp onlara korku saldıkları bildirilir. Buna göre sihir olayı vardır.

Ancak sihiri yapabilmek için, birtakım marifetlere, bilgilere sahip olmak gerekir. İşte bu noktada, bilgi ve marifet sözkonusu olunca sihrin de kendisine has usûl ve metotları bulunan bir ilim dalı olduğu neticesine vardır ki, her çeşit ilimde olduğu gibi, bunda da ona vakıf olmuş, usûl ve metodlarını kavramış mütehassıslar vardır ve bunlara “sihirbaz” denir.

İslâm’a göre:

“Kim sihri öğrenir ve onu ameli sahada tatbik ederse, küfür işlemiş olur, fakat onu öğrenmekte, tatbikinden sakınıldığı takdirde bir mahzur yoktur. Bu, tıpta kimyevi maddeler arasında yeralan şiddetli bir zehir gibidir ki, eczacılıkta çeşitli hastalıklar için tedavi maddesi olarak kullanıldığı halde kötü niyetli bir kişinin elinde öldürücü bir silah olur”(23).

Bu itibarla bütün İslâm müctehitlerince sihir yapmak HARAM olarak nitelendirilmiştir. Hatta bazı müctehitlere göre “sihiri öğrenip başkalarına öğreten kimseler, dinden çıkmış olurlar”(24).

Bu konuyla ilgili olarak Diyanet İşleri Başkanlığı’na sorulan bir soruya, Din îşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı’ndan 27 Ocak 1987 tarih ve 93 sayılı yazıyla verilen cevap aynen şöyledir.

“Dilimizde büyü ve efsun adı verilen sihir, «bazı acaip işler vasıtasıyla eşya ve insanlar üzerinde birtakım tesirler getirmek» şeklinde tarif edilmektedir. Sihrin gözbağcılık denilen ve gerçek olmayan çeşitleri bulunduğu gibi, gerçek netice ve tesirleri olan nevileri de vardır.

İslâm Dini, sihrin varlığım inkar etmemiş: fakat tevhid inancına zarar verdiği, kontrolü mümkün olmadığı ve genellikle kötüye kullanıldığı için yasaklanmıştır. Kur’ân-ı Kerim’de (Taha Sûresi, Ayet: 69) “Sihirbazın felah bulmayacağı” ifade buyurulmuştur.

Bu açıklamalardan anlaşıldığına göre İslâm Dini, sihrin varlığını kabul etmekte ancak, yapmayı ve yaptırmayı kesinlikle yasaklamaktadır. Zira, “sihir: Hislere, fikirlere, eşya ve cisimlere tesir edebilmektedir”(25). Bu itibarla sihir insanı hastalandırır, aklını bozar, kan-koca arasını açar. Hatta ölüme kadar götürebilir. Bunun içindir ki İslâm, bu işle uğraşanlara en şiddetli cezanın uygulanmasını uygun görmüştür.

Nitekim sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.S) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:

Ebu Hureyre rivayet ediyor: Bir gün Peygamberimiz (S.A.S):

- Siz, (fertlerin ve milletlerin mahvına sebep olan) helak edici yedi günahtan sakınınız buyurmuştu.

Ashab-ı Kiram:

- “Ya Resulallah, bunlar hangileridir?” diye sordular. Peygamber (S.A.S):

-”Allah ‘a ortak koşmak,

SİHİR (büyü)yapmak,

Haksız yere bir kimseyi öldürmek,

Faiz yemek,

Yetim malı yemek

Düşman ile savaşırken savaş alanından kaçmak, Evli ve hiçbirşeyden haberi olmayan namuslu bir kadına zina isnad ve iftirasında bulunmak”r(26). Bir başka hadislerinde de Allah Elçisi şöyle buyuruyor:

“Kim bir düğüm bağlar da sonra ona üflerse sihir yapmış olur. Sihir yapan da şirke (Allah’a ortak koşmaya) gitmiştir”(27).

Hz. Ayşe, Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.S) Efendimizin şöyle dediğini rivayet ediyor.

“Melekler anâne yani bulutlara inerler de gökten geleceğe dair vaki olacak bazı şeyleri aralarında konuşurlarken şeytanlar, meleklerden bir haber kapıp, işittiklerini kahinlere -büyücülere- gizlice ulaştırırlar. Bu havadislerle beraber kendiliklerinden de yüzlerce yalan uydururlar”(28).

Sihir işi ile uğraşanlar üç kuruşluk dünya menfaati için insanlıklarından kopacaklarını unutmamalıdırlar.

Allah’a sığındıktan ve Allahda koruduktan sonra hiç bir sihirbazın sihri etkili olamaz. Çünkü Kur’ân-ı Azimüşsan’da “Sihirbazlar Allah ‘ın izni olmadıkça onunla hiçbir kimseye zarar verici değillerdir(29) buyurulur.

Yunus Sûresi 77. âyette de, “Sihirbazlar umduklarına eremezler” denilmektedir ki, doğrudur. Gerçekten Allah’ın emrine muhalif olan bu tür sihir işleriyle uğraşanlardan pekçok kimse, hayatları boyunca mutlu olamamışlar, sefalet ve rezalet içinde yaşamışlardır. Bunlardan bazıları izbe ve loş mahallerde müşteri beklemekle ömrünü tüketmiştir. Bazıları çeşitli hastalıklara yakalanarak acılar içerisinde kıvrana kıvrana yok olup gitmişlerdir.
Allah’ın haram kıldığı bu tür işleri kendisine meslek edinen insan, bu dünyada huzur bulamaz. Çünkü Allah’ın “sihirbaz felah bulamaz” hükmü, her zaman tecellisini icra eyler.

İmanı tam bir müslüman Cenab-ı Hakk’ın azametine, kudretine sığınarak O’nun ilâhi kelâmındaki Fatiha, İhlas, muavezeteyn (Felak ve Nas) gibi surelerini, Âyetel Kursi gibi ayetlerini sık sık okuyarak ona iltica eder, O’na sığınırsa o kişiyi Yüce Allah korur. İhlası tam olan müslümana sihir etki yapmaz.

Burada sevgili Peygamberimiz’in bilfiil yaptığı bir adetini nakletmek isterim.

Hz. Ayşe (r.a)’den rivayet edilmiştir:

“Peygamber (S.A.S) her gece yatağına geldiği zaman iki elini birleştirerek avucunun içine; Kulhüvallâhü Ehad, Kul eûzü Eirabbi’l Felak ve Kul eûzü Birabbin-nâs sûrelerini okuyup ellerine üflerdi. Sonra iki eliyle vücudundan elinin yetiştiği yerleri sıvazlardı. Elleri ile başını, yüzünü, vücudunun ön kısmını meshetmeğe başlardı. (Sonra vücudunun arka tarafını mesh ederdi). Ve böyle okuyup üfleyerek vücudunu mesh etmeği üç defa tekrarlardı”(30).

Kur’ân-ı Kerim bu sığındırıcı 3 sûre ile son bulmuştur. Bunlar, bütün insanlığa ihsan edilmiş en güzel, en veciz ve en yüce anlamlı sığınma, korunma dualarıdır.

Bunlardan “Kul huvallahü Ehad” (ihlâs) sûresi, Allah’ın birliğini ifade ile insanı Tevhid inancına yani Allah’ın varlığına, kudretine insanı sığındırır. İnsanı müşrik ve süflî düşüncelerden arındırır.

Felak ve Nas Sûreleri de bütün mahlukatın maddi ve manevi, görünür, görünmez şeylerinden Allah’a sığındırır. Allah’a sığınıp, Allah’ın himayesine mazhar olanlar da her türlü serlerden ve kötülüklerden tam manasiyle korunmuşlardır. “Allah en hayırlı koruyucudur, o, merhamet edenlerin en merhametlisidir” (Yusuf: 60)(31)

Yukarıda adı geçen surelerin mealleri şöyledir:

İhlâs Suresi:

“1-4 (Ey Muhammed)! De ki O Allah bir tektir. 2. Allah herşeyden müstağni ve her şey O’na muhtaçtır. 3. O doğurmamış ve doğmamıştır. 4. Hiçbirşey O’na denk değildir.”

Felak Suresi:

“1-5. (Ey Muhammed!) De ki: Yaratıkların şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümlere nefes eden büyücülerin şerrinden, hased ettiği zaman hasetçinin şerrinden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım.”

Nas Sûresi:

“1-6 (Ey Muhammed) de ki: İnsanlardan ve cinlerden ve insanların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden, insanların Tanrısı, insanların hükümranı ve insanların Rabbi olan Allah’a sığınırım.”

——————————————————————————–

(23) Kur’ân-ı Kerim Meal ve Tefsiri, Prof.Dr.Talat Koçyiğit, Prof.Dr. İsmail Cerrahoğlu, c. l, s. 182-183.

(24) Büyük İslam İlmihali, Ömer Nasuhi Bilmen, s. 57.

(25) Fizilâl’il Kuı’ân, c. l, s. 204.

(26) Riyazü’s-Salihin, c. 3, Hadis no. 1645,

(27) El-Feth’ül-Kebir, c. 3, s. 212.

(28) Riyazü’s-Salihin, c. 3, s. 218.

(29) Bakara suresi,âyet, 102.

(30) Sahih-i Müslim, ve Tercemesi, Mehmed Sofuoğlu, c. 7, s. 47. Dipnot: 34.

(31) a.g.e., s. 47., Dipnot, 34.

BÜYÜ Nedir Büyü Yapmak

Yazan: admin 01 Ekim 2009 Perşembe  
Kategori: Hurafeler

BÜYÜ

Din ile ilgisi olmayan dualar ve hareketlerle ruh üzerine tesir yapmak. Buna Arapça’da “sihir” adı da verilir. Bir insanı istenilen şeyi yapmağa sevk eden gizli kuvvet, tabiata aykırı haller vücuda getiren etkiler. Bunları yapanlara “büyücü” denilir. Büyüyü şöyle tarif etmek mümkündür. Herhangi bir çıkar uğruna başkasına zarar vermeye yönelik meşru olmayan yollarla bir takım gizli kuvvetleri yönlendirerek yapılan ve gerçeğe uymayan gözbağcılık, düzenbazlık, oyunculuk şeklindeki işler. Gözbağcılık, düzenbazlık gibi oyunlarla insanları aldatan kişiye büyücü, bu kişilerin yaptığı işe büyü, bu işin meslek haline getirilmesine de büyücülük denir. Büyücülük, İslâm’dan önce Araplar’da, Rumlar’da, Hintliler’de, Mısırlılar’da yaygın idi. Özellikle Hz. Musa zamanında büyücülük itibarlı bir meslek idi. Hz. Süleyman zamanında da yaygındı. Büyünün kendine göre özellikleri ve çeşitleri vardır.

Kara büyü: Asıl sihir bu olup bazı kimseler, perilerin ve özellikle şeytanların müdahalesiyle, tabiatüstü bir takım fiiller yapabilecekleri iddiasındadırlar.

Mecaz yoluyla büyü: Anlaşılamaz, akıldan hariç şey demektir.

Beyaz yahut (tabii) büyü: Zahiren acaip, fakat aslında tabii sebeplerle meydana gelmiş bir takım fiiller yapmak sanatıdır. Hokkabaz kuleleri gibi.

Büyü, muhtelif kavimlerde mevcuttu. Keldânîler’de, Keldânî büyüsü, her yere dağılmış olan perilerin tabiat hadiselerini vücuda getirdikleri itikadına dayanıyordu. Bazı yaratıklar şeytanî bir kuvvetle mücehhez idiler. Bununla beraber, bu kuvvet erkekten ziyade kadında bulunuyordu. Cadılar ve şeytanlar insanların bedenine girmek gücüne sahip idiler.

Mısır’da, Musa (a.s.)’dan evvel Mısırlılar, kanunen caiz olan bir büyü kabul ediyorlardı. Bununla beraber kanunen yasak olan büyünün her türlü icra usullerini daha az bilmez değillerdi. Sihirbazların hayata ve ölüme tasarruf ettiklerine, iyi veya kötü cinleri yardım için çağırma gücüne sahip olduklarına ve tabiat kuvvetlerini diledikleri gibi kullanabileceklerine inanıyorlardı.

Uzak Şark’ta büyüye gelince: Çinliler büyünün her türlüsüne karşı derin bir alâka besliyorlardı. Konfüçyüs’ten önceki dönemlerde Wu denilen bir tür cadı, devletin sosyal yapısında resmi bir mevki sahibi idi. Büyü usulleri arasında geleceği bilerek geleceğe ait hususları söylemeye, cinleri uzaklaştırmaya çalışıyorlardı.

Yunan-Roma büyücülüğü de şöyle idi: Görünmez kuvvetleri beşerin iradesine mahkûm kılmak sanatı, Yunan-Roma medeniyetinde Şark’ta olduğundan daha az rağbet bulmuş değildi. Yunan sihirbazları daha çok kendilerine hizmet edebilecekleri ümidiyle yabancı ilâhlara müracaat ediyorlardı. Tesalya kıtası gizli sanatlara mensup en meşhur adamları yetiştirmekle meşhurdu. Büyü, imparator Ogüstüs zamanında, büyük bir ehemmiyet kazanmıştı.

Yahudilik’te sihre itikat pek revaçta idi. Perileri davet etmek, şeytanları insanın iradesine mahkûm kılmak, her türlü harikalar, hulâsa medeniyette şöhret bulmuş itikatların bütünü Yahudilik’te mevcuttu. Yahudiler büyü formüllerinde, eski zamanlardaki geleneklerden yahut yabancı dinlerden gelen cin ve peri isimlerini almışlardır.

İslâm toplumlarında sihir: Müslümanlardan bazıları büyüde Yahudilerden, Suriyeliler’den, İranlılar’dan, Keldânîler’den ve Yunanlılar’dan ders almışlardır. Tütsü, tılsım, muska, cadılık, fala bakmak vs. hep oralardan gelmiştir. Müslümanlar cinlere inandıkları için bu inanç sihre inanmaya da yolaçabiliyordu. Rasûlullah (s.a.s.) “isabet-i ayn”a, yılan sokması ve genellikle hastalıklara karşı rukyayı yani duayı caiz görmüştür. Fakat büyü ile Hz. Peygamber’in (s.a.s.) duası arasında hiçbir ilişki yoktur. Bir takım fal kitapları vardır ki kelime ve harflerin suretiyle geleceği bilmeye çalışırlar.

Batı dünyasında büyü: Bütün milletlerin arşivleri tetkik olununca, büyüye müteallik bu türlü inançlara rastlanır. Keltler, Tötonlar, İskandinavlar, Finler, Doğu milletleriyle bu konuda bir çok esaslı benzerlikler göstermektedirler. Bugün akıl ve mantığın ilerlemesiyle büyünün ortadan kalktığına inanmak pek cesur bir davranıştır.

Büyü ve büyücülük İslâm’da yasaklanmıştır. Kur’an-ı Kerîm’de büyücülerin iflah olmayacağı (Tâhâ, 20/69) belirtilmiştir. Kâfirler, kendilerini haklı çıkarabilmek, Allah’ın elçilerini yalanlamak için onları büyücülükle, büyü yapmakla suçlamışlardır. Büyücülükle suçlananlar arasında Hz. İsa (es-Sâf, 61/6); Hz. Musa (ez-Zuhruf, 43/49); (ez-Zâriyat, 51/39), Hz. Süleyman (el-Bakara, 2/102), Hz. Muhammed (el-Hicr, 15/6) zikredilmektedir. Başka bir ayette, inanmayan kişilerin bütün peygamberleri büyücülükle suçladıkları görülmektedir (ez-Zâriyat, 51/52). Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hadisinde yedi şeyden sakınınız” buyururken ikinci sırada “sihir yapmayı” zikretmiştir. (Buhârî, Iiasâya 23; Müslim, İman,144). Başka bir hadiste büyü yapan kişinin küfre girdiğini belirtmiştir. Muhabbet için efsun yapmanın, ipliğe okumanın, büyü yapmanın şirk olduğunu da belirtmiştir (Nesâî, Tahrim 19). Büyüye inanan kişinin Cennet’e giremeyeceği de (Ahmed İbn Hanbel, II, 83; IV, 399) belirtilmiştir.

Başka bir hadiste de büyücüye, müneccime, gaibden haber veren kimseye inanan kişinin Kur’an’ı inkâr etmiş olduğu belirtilmektedir. (Ebû Davûd, Tıp, 21).

Şâmil İA

SİHİR BÜYÜ Yapmak

Yazan: admin 01 Ekim 2009 Perşembe  
Kategori: Hurafeler

SİHİR=BÜYÜ

Tarihin eski çağlarında çok yaygın olan sihir ve sihirbazlık, bugün müsbet ilimin çok geliştiği modern çağımızda dahi hâlâ etkisini sürdürmektedir. İlkel kabilelerde olduğu gibi modern toplumlarda bile pek çok kimse sihire inanmakta ve ondan korkmaktadır. Çeşitli gayeler için sihir yaptıranlar, sihirden medet umanlar, azımsanmıyacak kadar çoktur. Öyleyse nedir sihir?.. İnsanlar niçin bu sihir eylemine tevessül etmektedirler?..
İşte bu kısımda da kısaca bu konuyu açıklamaya çalışacağız.

1. Sihirin Tanımı:

Sihir (sihr-büyü) kelimesi; şaşırtıcı etki, değiştirme, hüner, hile, gözbağcılık, aldatma, batıl, bir şeye hak diye göstermeye çalışma anlamlarına gelmektedir.

Efsun veya Afsun kelimeleri de aynı anlamda kullanılır.

Deyim olarak ise sihir: “Bazı güçler kullanarak canlı ve cansız varlıkları, özellikle insanları istenilen yönde etkilemek amacıyla yapılan eylem”‘14′ olarak tanımlanmaktadır. Bir başka deyişle, “Birtakım gizli kuvvetlerle bağlantı kurarak iş görme, akıl dışı olayları gerçekleştirme eylemi”‘15′ diye tarif edilmektedir.

İbn-i Esir, “Nihaye” adlı eserinde sihiri (büyüyü) “bir şeyi yönünden çekip çevirmek, değiştirmek” anlamında kullanmıştır. Bedreddin Aynî de “Umdetül Kâri” adlı eserinde sihri, “kötü işlerde görülen, itiraz ve reddedilmesi güç olmayan olağanüstü işler”(16) diye tarif etmiştir. Ord. Prof. İsmail Hakkı İzmirli ise: “Hud’a (hile, aldatma)dır. Aslı da yoktur hakikati de” demiştir. Eski Diyanet İşleri Başkanlarından büyük âlim Ömer Nasuhi Bilmen ise şunları söylemektedir:

Sihir: Sebebi gizli olan ince lâtif şey demektir. Sebebi gizli olduğundan gerçeğin hilafına tahayyül olunan, yaldızlı hile, aldatmaca olan herhangi bir şeydir. Gözbağcılık, hokkabazlık bu kabildendir. Firavun zamanındaki büyücülerin ellerindeki değnekleri birer ejdarha suretinde gösterdikleri gibi bazı gizli sebeplere binâen ruhlarüzerinde tesir eden ve ekseri şerre müteveccih bulunan şeylere de birer sihir demiştir. Aile fertleri arasında ayrılıklar meydana getiren büyücülük gibi. “Bazı cinlerden istiane (yardım isteme) suretiyle yapılan gayrimeşru, harika nevinden madud (muayyen, belirli) bulunan birtakım muamelelerde birer sihirdir. Buna cincilik denir”(17).

Tabiat kanunlarına aykırı sonuçlar elde etmek iddiasında olanların başvurduklan “gizli işlem ve davranışlara verilen genel ad” olarak, sihir yani büyü kelimesi kullanılmaktadır.

——————————————————————————–

(14) Görsel Kültür Ansiklopedisi, c. l, s. 135.

(15) Meydan Larousse, c. 11, s. 316.

(16) Nazar ve Büyü, Bayram Altan, İlaveli 2. Baskı, s. 90, istanbul 1987.

(17) Kur’ân-ı Kerim’in Türkçe Meali Alisi, ve Tefsiri, c. l, s.

Sonraki sayfa »

~ Uyari: Sitemiz Diyanet isleri Baskanligi Tarafin'dan Aylik Gozetimin'den Gecmektedir Yorumlarinizi Yaparken Seviyeli Olmaya Ozem Gostelim Lutfen. islami sohbet - dini sohbet - islam Sohbet - islami Sohbet - islami Forum - İslami Sohbet - Musluman - islam - chat - islami sohbet - Sohbet - islami Chat - dini Sohbet -