Ahsen-ül Kasas
Yazan: admin 15 Ekim 2009 PerÅŸembe
Kategori: Dini Hikayeler
|
Ahsen-ül Kasas |
BaÅŸlıkta okuduÄŸumuz terkip, ‘Kıssaların en güzeli’ demektir. Bu tâbir, Kur’ân-ı Kerim’de, Hz. Yûsuf aleyhisselâmın kıssası için kullanılmıştır. Bu kıssayı, ya bir tefsirden, veya onunla alâkalı bir kitaptan okumanızı tavsiye ederiz. BildiÄŸimiz sebeplerle Kenan diyarından Mısır’a getirilen Hz. Yûsuf, Yâkup aleyhisselâmın oÄŸludur. Dedesi Hz. İshak, büyük dedesi de Hz. İbrâhim’dir. Hepsi de ÅŸirke karşı tevhîdi, küfre karşı îmânı tebliÄŸ etmiÅŸ, Allâh’ın nûrunu kalplere nakÅŸetmek için mücâdele etmiÅŸlerdir. Böylesine muazzez, mukaddes ve müberrâ bir nesilden gelen Hz. Yûsuf, aristokrat bir hayat içinde yüzen Mısır saraylarında; hayâ, edep ve terbiye âbidesi olarak insanlara örnek olmuÅŸ, aslâ gayr-i meÅŸrû tekliflere iltifat etmemiÅŸti. Hatta ahlâksızca yapılan îmâ ve baskılara karşı Cenâb-ı Hakka, bunlardan kurtarması için yalvarıp, ‘Zindan, bunların beni dâvet ettiÄŸi ÅŸeyden iyidir Rabbim, dedi.’ (S. Yûsuf, 33) Sonra, Aziz ve arkadaÅŸları, Hz. Yûsuf (a.s.)’un mâsûmiyetini isbat eden bütün o kat’î delilleri görmelerine raÄŸmen, halkın dedi-kodusunu kesmek için onu zindana attılar. Hatta onunla beraber, biri hükümdârın sâkîsi, diÄŸeri de ekmekçisi olmak üzere iki delikanlı daha hapse atıldı. Onlar, hükamdarı zehirlemeye teÅŸebbüs etmek suçuyla itham olunuyorlardı. Bunlardan biri, ‘ Ben rüyamda kendimi ÅŸarap için üzüm sıkıyor gördüm, dedi. Öbürü ise; ‘ Ben de rüyamda kendimi başımda ekmek götürüyor, kuÅŸlar da gagalayıp yiyor gördüm, dedi. Bize bunların tâbirini haber ver; çünkü biz seni, iyilik edenlerden görüyoruz, dediler. Dahhak rahımehullah hazretlerine; ‘ Yûsuf aleyhisselâmın iyiliÄŸi ne idi? diye sorulduÄŸunda, şöyle cevap verdi: ‘ O, dâima iyiliÄŸi tercih eder, bütün hâl ve hareketlerinde güzel ahlâkını gösterirdi: Zindandaki hastaları ziyaret eder, mahzunlara dost ve arkadaÅŸ olup onları tesellî eder, yeri dar olanlara geniÅŸlik saÄŸlar, muhtaç olanlara yardım toplayıp verirdi. (Devamı yarın) Yûsuf aleyhisselâm delikanlılara dedi ki: ‘ Size rüyanızda rızık olarak yiyecek bir ÅŸey gelecek oldu mu, ben muhakkak onun ne olduÄŸunu, daha size gelmezden evvel rüyanızı tâbir eder, haber veririm. Dikkat edilirse, Yûsuf aleyhisselâm onları, kendisine sorulanlara cevap vermezden evvel, tevhîde dâvet ve doÄŸru yola irÅŸad etmek istiyor. Bu dâvet ve tâbirinde doÄŸruluÄŸuna delâlet etmek üzere de, gaybden haber verme mûcizesini anlatıyor. Zira bütün peygamberlerin, peygamber olduklarını isbat için mûcize göstermeleri gerekir. Yûsuf aleyhisselâm konuÅŸmasına devam ederek şöyle diyor: ‘ Bu, Rabbimin bana öğrettiÄŸi ilimlerdendir. Çünkü ben, Allâh’a inanmayan, âhireti de inkâr eden bir kavmin dînini terk ettim. Atalarım İbrâhim, İshak ve Yâkub’un dînine uydum. Allâh’a herhangi bir ÅŸeyi ortak koÅŸmamız bizim için doÄŸru olmaz. Bu tevhid, bize ve bütün insanlara Allâh’ın bir lûtfudur; fakat, insanların çoÄŸu buna mukabil şükretmezler. Ey Benim zindan arkadaÅŸlarım, düşünün bir kere; darma dağınık birçok rabler mi iyi, yoksa her ÅŸeyi hükmü altında tutan ve kahredici olan bir tek Allah mı? Sizin onu bırakıp taptıklarınız, kendinizin ve atalarınızın takmış oldukları kuru, mânâsız ve boÅŸ isimlerden baÅŸkası deÄŸildir. Allah, onların gerçekliÄŸi hakkında hiçbir delil indirmemiÅŸ, onlara hiçbir güç vermemiÅŸtir. Hüküm, yalnız Allâh’ındır. O, yalnız kendisine ibâdet etmenizi emretmiÅŸtir. İşte dosdoÄŸru din budur. Fakat insanların çoÄŸu bilmezler. Ey zindan arkadaÅŸlarım, rüyalarınıza gelince; biriniz efendisine ÅŸarap içirecek, diÄŸeri ise asılıp tepesinden kuÅŸlar yiyecektir. İşte hakkında fetvâ istemekte olduÄŸunuz mes’ele, böylece olup bitmiÅŸtir. Bundan sonra Yûsuf aleyhisselâm, bu iki delikanlıdan, kurtulacağını bildiÄŸi kimseye yani sâkîye dedi ki: ‘ Beni efendinin yanında an, benden bahset. Fakat ÅŸeytan, efendisine onu anlatmayı unutturdu. Bu yüzden Yûsuf aleyhisselâm, daha nice yıllar zindanda kaldı. (S. Yûsuf, 35-42) Yani Hz. Yûsuf, Allah’tan baÅŸkasından yardım istediÄŸi için, beÅŸ yıllık mahpusluktan sonra, yedi yıl daha hapiste kaldı. Zira böyle bir istek ümmetten herhangi bir fert için gayet normal olmakla birlikte, bir peygamber için münasip deÄŸildi. Onun zindanda kaldığı 12 sene âyet-i kerimedeki ‘üzkürnî ınde rabbik’ kavl-i keriminin harflerinin miktarına müsâvidir. Bu 12 adedinde daha baÅŸka acâib sırlar da vardır: Burçlar, aylar on ikidir. ‘Lâ ilâhe illallah’ ve ‘Muhammedün Resûlüllah’ın asılları da on ikiÅŸer harftir. Kezâ Yâkup aleyhisselâmın oÄŸulları da 12 idi. (Rûhu’l-Beyan) Yûsuf aleyhisselâm, Mısır’ın iktisadî bakımdan en kritik bir devresinde yani yedi sene süren kıtlık yıllarında hazînenin başına geçmiÅŸ ve önceden aldığı tedbirlerle ülkeyi bir bâdireden kurtarmıştır. Hz. Yûsuf, bu güzel hizmeti yapmayı, bizzat kendisi tercih etmiÅŸtir. İlk bakışta, peygamberlik makamında bulunan bir zâtın Mısır Hükümdârı’nın emrinde (bugünkü tâbirle) Mâliye Bakanlığı yapması garip karşılanabilir; fakat, insanlığa iktisadî yönden bir hizmet verirken, kazandığı sevgi-saygı ve hüsn-i zanla en müessir bir ÅŸekilde İslâm’ı tebliÄŸ, telkin ve tâlim etmesi, kısacası o milleti maddî-mânevî tehlikelerden beraberce kurtarması, ibret ve ders alınacak bir husustur. Onun içindir ki, Kur’ân-ı Hakîm’de Yûsuf aleyhisselâmın kıssasına, kıssaların en güzeli mânâsında, ‘Ahsenü’l-Kasas’ tâbir edilmiÅŸtir. Alıntı: Fazilet Takvimi, 2000, Haziran |
ADALET VE TEVAZU
Yazan: admin 15 Ekim 2009 PerÅŸembe
Kategori: Dini Hikayeler
|
ADALET VE TEVAZU |
|
Emevi halifelerinin büyüğü Ömer b. Abdülaziz Hazretleri, devlet baÅŸkanlığı sırasında kul hakkı ve sosyal adalet hususunda çok titiz davranırdı. Gece çalışmalarında ayrı iÅŸlere tahsis ettiÄŸi iki kandili vardı. Bunlardan birini kendi özel iÅŸleriyle ilgili notları yazarken kullanır, öbürünü ise devlet ve millet iÅŸleriyle ilgili yazışmalarda kullanırdı. Halife, birden fazla gömleÄŸi olmayan, varlıksız biriydi. Yakınlarından birisi Ömer b. Abdülaziz’e bir elma hediye göndermiÅŸti. O da elmayı biraz kokladıktan sonra sahibine geri gönderdi. Elmayı geri götüren görevliye şöyle dedi: - Ona de ki, elma yerini bulmuÅŸtur. Fakat görevli itiraz edecek oldu: - Ey müminlerin baÅŸkanı! Rasulullah Aleyhisselâm hediye kabul ederdi. Bu elmayı gönderen de senin yakınlarındandır. Halife cevap verdi: - Evet ama, Rasulullah s.a.v.’e verilen hediye idi. Bize gelince, bize verilen hediyeler rüşvet olur. Valilerin maaÅŸlarını çok bol verirdi. Sebebini şöyle açıklardı: - Valiler para sıkıntısı çekmezler, bütün ihtiyaçları karşılanırsa, kendilerini halkın iÅŸlerine vakfederler. Bir gece halifenin yanında bir misafiri vardı. Kandilin yakıtı tükenmiÅŸti. Misafir dedi ki: - Hizmetçiyi uyandıralım da kandilin yağını koyuversin. - Hayır, bırak onu uyusun. Ben ona iki ayrı iÅŸi yaptırmak istemem. - Öyleyse ben kalkıp kandile yaÄŸ koyayım. - Olmaz, misafire iÅŸ gördürmek yiÄŸitlikten sayılmaz. Kendisi kalktı, kandilin yağını koyup yerine döndü ve şöyle dedi: - Ben kalkıp iÅŸ yaparken de Ömer’dim; gelip oturdum, yine aynı Ömer’im. İki buçuk yıllık halifelik döneminde İslâm aleminde adaleti hakim kılmıştı. Büyük dedesi Hz. Ömer r.a. gibi adalet ve basiret sahibiydi. Henüz kırk yaÅŸlarında iken onu çekemeyenler tarafından bin dinar altın para karşılığında hizmetçisi eliyle zehirlenmiÅŸti. Hizmetçisi suçunu itiraf ettiÄŸinde, Ömer b. Abdülaziz, paraları adamdan alarak devlet hazinesine koymuÅŸ, kendisini serbest bırakmış, öldürülmekten kurtulması için de kaçmasını söylemiÅŸti. |
Mal Sevgisi Kalbi kaplamamalı
Yazan: HfZ_aLi_1990 15 Ekim 2009 PerÅŸembe
Kategori: Dini Hikayeler
Büyük fıkıh (hukuk) bilgini, Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-ı Azam Ebû Hanîfe’nin (VIII. yüzyıl) ilmi faaliyetleri yanında ticaretle de meÅŸgul zengin bir zat olduÄŸu malumdur. Bu büyük insan, gündüz öğleye kadar mescitte talebelerine ders verir, öğleden sonra da ticari iÅŸleri ile uÄŸraşırdı. Bir gün ders verdiÄŸi sırada bir adam mescidin kapısından seslendi:
- Ya imam, gemin battı!… (İmamın ticari mal taşıyan gemileri mevcut)
İmam-ı Azam bir anlık tereddütten sonra
- Elhamdülillah dedi.
- Bir müddet sonra aynı adam yeniden gelip haber verdi:
- Ya imam, bir yanlışlık oldu batan gemi senin değilmiş.
İmam bu yeni habere de:
- Elhamdülillah, diyerek mukabele etti. Haber getiren kişi hayrete düştü:
- Ya imam, gemin battı diye haber getirdik “Elhamdülillah” dedin. Batan geminin seninki olmadığını söyledim yine “Elhamdülillah” dedin. Bu nasıl hamdetme böyle?
İmam-ı Azam izah etti:
- Sen gemin battı diye haber getirdiÄŸinde iç âlemimi, kalbimi şöyle bir yokladım. Dünya malının yok olmasından, elden çıkmasından dolayı en küçük bir üzüntü yoktu. Bu nedenle Allah’a hamdettim. Batan geminin benimki olmadığı haberini getirdiÄŸinde de aynı ÅŸeyi yaptım. Dünya malına kavuÅŸmaktan dolayı kalbimde bir sevinç yoktu. Dünya malına karşı bu ilgisizliÄŸi bağışladığı için de Allah’a şükrettim.

