Eşlerin vazifeleri

12 Aralık 2009 HfZ_aLi_1990  
Kategori: Genel

Aynı çatıyı, aynı hayatı, aynı güzergâhı, aynı yolu paylaşan insanların birbirlerine karşı muhtelif vazifeleri olması tabiîdir. İnsanlara karşı her tavrımızdan, her davranışımızdan, her tutumumuzdan, her zannımızdan, her hareketimizden sorumluyuz. Cenâb-ı Hak, “Bilmediğin şeyin ardına düşme. Doğrusu kulak, göz ve kalp, bunların hepsi yaptıklarından sorumludur.”1 buyurur.
İnsanların gerek eşlerine, gerek çocuklarına, gerek kardeşlerine, gerek akrabalarına, gerek kapı komşularına, gerek arkadaşlarına, gerek din kardeşlerine, gerekse sair insanlara karşı birinci plânda vazîfeleri; sevdiklerinde ALLAH için sevmektir. Birlikte yaşadığımız insanlara karşı başarmamız gereken en büyük vazife de budur.
İnsanlar hatâsız olmazlar. Sevginin ise gözü kördür. Sevdiğimizi sıfır hatâsız kabul ederiz. Oysa bu kabullenişle ona haksızlık etmiş oluruz. Çünkü bu kabulleniş, hatâ yaptığında affetmeyeceğimiz mânâsını taşır. Bu ise, ona karşı haksızlıktır. Öyleyse, sevdiğimizi hatâsız kabul etmemeliyiz. ALLAH’ın affettiği ve affı tavsiye ettiği yerde biz ileri gider, hatâsını anladığı ve özür dilediği halde onu mahkûm edersek ona zulmetmiş oluruz. İnsanları affetmesini bilmeliyiz ve affı çok sık uygulamalıyız.
Bilhassa eşler birbirlerini çok sık affetmeliler. Birbirlerinin her hatâsını yüzüne vurmamalılar, barış yolunu kapamamalılar. Birbirlerinin takvâsını ve ALLAH korkusunu örnek almalılar. Birbirlerinin dîne olan bağlılığını, güzel ahlâkını, tatlı huylarını, iç güzelliğini takdir, tasvib ve taklit etmeliler.
Eşler arasındaki gâyet esaslı sevgi, şiddetli ilgi ve özgün alâka yalnız dünyâ hayatının ihtiyacından ileri gelmiyor. Bir kadın kocasına yalnız dünya hayatıyla ilgili bir eş değildir. Kadın kocasının ebedî hayatta dahi eşidir, hayat arkadaşıdır.

Üstad Saîd Nursî’ye göre, kadın madem ki ebedî hayatta dahi kocasının hayat arkadaşıdır. Öyleyse, ebedî arkadaşı ve dâimî dostu olan eşinin nazarından başka, başkasının nazarını kendi güzelliklerine celb etmemeli; süresiz hayat arkadaşını darıltmamalı, onu kıskandırmamalıdır. Mâdem mü’min olan eşinin, îmân sırrına binâen onun ile alâkası yalnız dünya hayatına özgü ve yalnız güzellik vaktine mahsus, geçici bir sevgi değil; ebedî hayatta da devam eden bir hayat arkadaşlığı kurmaya dayalı, esaslı ve ciddî bir muhabbet ve saygıdır. Hem yalnız gençliğinde ve güzellik vaktinde değil, ihtiyarlık ve çirkinlik vaktinde dahî ciddî hürmet ve muhabbete ihtiyaç var. Elbette ona mukabil kadın da, kendi güzelliklerini yalnız eşinin nazarına özgü kılmalı ve sevgisini yalnız beyine bağlamalıdır. Eşinin kusurlarını da asla büyütmemeli, affetmelidir.
Bedîüzzaman’a göre, kadınının dînî bağlılığına bakıp taklit eden ve eşini ebedî hayatta kaybetmemek için haramlardan uzak duran erkek, büyük mutluluk içindedir. Kocasının dînine olan hürmetine bakıp da, “ebedî arkadaşımı kaybetmeyeyim” diye takvâya giren, ALLAH korkusunu iliklerine kadar duyarak haramlardan uzak duran kadın da bahtiyardır.
Saliha kadınını ebedî kaybettirecek derecede ahlâksızlıklara giren, dünyayı âhirete tercih eden ve kötülüklerden geri adım atmayan erkek, sadece kendisine yazık eder. ALLAH korkusu taşıyan ve haramlardan uzak duran kocasını kendisine örnek almayan kadın da kendisine yazık etmiş olur.
Eğer iki eş, karşılıklı olarak birbirlerini güzel ahlâk ve ALLAH korkusu noktasında, fitneden ve kötülüklerden uzak durması noktasında taklit ederlerse ne mutlu! Yok; birbirinin fıskını ve sefahetini taklit eder ve birbirini ateşe atarlarsa birbirlerine yazık etmiş olurlar.
Bir ailenin mutluluğu ve huzuru, eşler arasında karşılıklı emniyet, güven, samimi hürmet ve içten sevgi ile devam eder.2
Sevdiklerimizi ALLAH namına ve ALLAH’ın muhabbeti hesabına sevmemiz gerektiğini beyan eden Üstad Saîd Nursî, hayat arkadaşımızın ALLAH’ın rahmetinin sevimli ve hoş bir hediyesi olduğu cihetle ALLAH için muhabbet edilmeye lâyık olduğunu, fakat çabuk bozulabilen fizikî güzelliğine muhabbetin bağlanmaması gerektiğini kaydeder. Kadının en câzibedâr ve en tatlı güzelliğinin, kadınlığa mahsus bir letâfet ve nezâket içindeki ahlâk güzelliği olduğunu, en kıymetli ve en şirin güzelliğinin ise gâyet ulvî, gâyet ciddî, samîmî ve nûrânî şefkati bulunduğunu belirten Üstad Hazretleri, şu şefkat ve ahlâk güzelliğinin, hayatının sonuna kadar artarak devam edeceğini ve o latîf ALLAH kulunun hürmetinin ve hukûkunun o muhabbetle muhafaza edileceğini, yoksa sevginin sırf fizikî güzelliğe bağlanması halinde, bu güzelliğin kaybolmasıyla en muhtaç olduğu bir zamanda o mübâreğin ilgi görme hakkını kaybedeceğini, bunun da ona karşı en büyük bir haksızlık ve zulüm olacağını bildirir.3
Bedîüzzaman, kadının veya erkeğin, eşine karşı sevgisini böyle ahlâk güzelliğine bağlamaları halinde bunun hem dünyada âcilen, hem de âhirette ebediyen çok büyük netîceleri bulunduğunu haber verir. Öyle ki, mâdem bu samîmî sevgi ve merhamet; güzel ahlâkı, şefkat kaynağı ve rahmet hediyesi olduğu cihetle kadına ALLAH için verilmiş; kadın da karşılığını ALLAH için verecek, sevgisini ve hürmetini ALLAH için eksik etmeyecektir. Her ikisi yaşlandıkça birbirine karşı karşılıklı sevgi ve hürmetleri, merhamet ve bağlılıkları ALLAH’ın izniyle artacak, her ikisi de dünya hayatı açısından mes’ûd olacaklar. Aksi takdirde sırf fizikî güzelliğe bağlanan sevgiler, fizikî güzelliğin bozulduğu yaşlılık günlerinde bozulma gibi bir tehdit yaşayacaktır. Sevgiler nefis hesabına olduğunda ise zaten, dünyevî ayrılıklar ve ölüm yüzünden yakıcı bir belâ hükmüne geçmektedir.4 Eşine, meşrû dâirede, yani latîf şefkatine, güzel hasletine ve yüksek ahlâkına binâ edilen samîmî sevgi ile eşini fevrîliklerden ve sâir günahlardan korumanın âhiretteki netîcesi ise çok daha büyüktür: Rahîm-i Mutlak olan Rabbimiz, ALLAH için sevilmiş o hayat arkadaşını hûrîlerden daha güzel bir sûrette ve daha zîynetli bir tarzda, daha câzibedâr bir şekilde ebedî saadet yurdunda ona ebedî bir hayat arkadaşı olarak ve dünyadaki eski mâcerâlarını da birbirine lezzet verecek biçimde nakletme imkânı içinde, gâyet sevimli, gâyet hoş, gâyet latîf ve ebedî bir arkadaş ve içten bir sevgili olarak vereceğini vaad etmiştir.5
Nitekim Cenâb-ı Hak, “Doğrusu o gün Cennet arkadaşları büyük bir zevk ve safâ içindedirler. Hanımlarıyla birlikte gölgelerdeki tahtlara kurulurlar. Orada onlar için meyveler ve diledikleri her şey bulunur. Rahmet sahibi Rablerinden onlara selâm vardır.”6 âyetiyle bu müjdeyi vermekte, sevgilerin ALLAH için olması konusunda uyarmaktadır.
Demek, Cenâb-ı Hak hesabına olmayan sevgiler, âhirette faydasız olmakla berâber, harama da girilmiş ise sırf azap getirmeye mahkûmdur.7 Ama ALLAH için olduğunda bu sonsuz bir sevginin de başlangıcı hüviyetinde olmaktadır.
Şu halde gerek kadının, gerekse erkeğin eşine karşı başarması gereken en büyük vazife birbirini ALLAH için sevmekten ibârettir. Diğer vazîfeler ayrıntıdır. ALLAH için sevginin olduğu yerde her problem hallolur, her sıkıntı temelden biter.
Dipnot:
1- İsrâ Sûresi, 17/36;
2- Lem’alar, s. 257;
3- Sözler, s. 584;
4- Sözler, s. 587;
5- Sözler, s. 591;
6- Yâsîn Sûresi, 36/55, 56, 57, 58;
7- Sözler, s. 587

HACCIN EDÂSI VE SEFERLE İLĞİLİ FARKLAR

18 Ekim 2009 HfZ_aLi_1990  
Kategori: aile

5 – HACCIN EDÂSI VE SEFERLE İLĞİLİ FARKLAR
     Zengin olan Müslüman ve mükellef kadına, Zengin erkekte olduğu gibi Hac farzdır. Fakat kadının hac vazifesini ifâ edebilmesi için yanında kecası, babası ve oğlan kardeşi gibi nikâhla varması ebediyen haram olan erkeklerden birisinin bulunması şarttır. Aksi takdirde her ne kadar Haccın vucûbu. için olan zenginlik şartı var ise de, edâsı için olan şart bulunmadığından hac vazifesini ifâya gidemez.
     Mahremsiz hacca gittiği zaman işlediği günah ve vebal sevaptan daha büyüktür.
     Komşu kadınını ve baldızını nikâhlama imkânı olmadığından nikâhsız hacca götüren edepsizlerin ve böylelerine fetvâ verenlerin halleri esef vericidir . Zira haram olan bir Şeye câiz ve helal demek çok kötü ve tehlikelidir.
     Kadınların, İbadet ve fazilet olan yere gidebilmesi için bu şartların lüzûmu gerekirse, sefer müddetindeq (18 saalik mesafede) ki sıla ziyaretine yâbancı memleketlere seyahate, temsile, çalışmaya ve her çeşit yolculuk icap eden yerlere gidebilmesi için, yanında mutlaka mahremi olan erkeğin bulunması şarttır. Kadının nikâhla varabileceği erkekler, yabancı erkek olduğumdan böyle erkeklerle uzak yolculuğa gitmeleri ve ikisinin yalnızbaş larına bir odada kalmaları haramdır.
     EBÛ SAİD ELHUDRİ (R.A.)’dan mervi bir Hadis-i Şeriflerinde Resülü Ekrem (S.A.V.) efendimiz şöyle buyurmuştur :
     Allah (C.C.)’a ve âhiret gününe inanan bir kadın, üç gün veya fazla mesâfedeki sefere gitmesi helâl olmaz. Ancak beraberinde babası, oğlan kardeşi, kocası, oğlu veyahunnnnndi mahremlerinden (ebediyen nikâhlanması haram olan erkeklerden) birisiyle gitmesi helâl ve câiz olabilir.” (Bnheri, Müslim, Ebu Dâvut, Tirmizi, İbni Mâce)
     Şu halde Mü’min ve mükellef olan bir kadın, üç günlük uzak mesafede ki gideceği yola, mutlaka yalnız gitmemesi lâzım ve gidemez. Ancak, Hadis-i şerifte beyan edildiği gibi, yanında ahlâklı ve Mü’min olan nikâhla varması ebediyen haram olan erkeklerden birisiyle gidebilir. Halbuki mükellef ve Mü’min erkek yalınız başına gidebilir. Fakat erkeklerin, uzun yolculuğa iyi bir yol arkadaşı ile gitmeleri sünnettir.
     Bu yolculuk uçak ve emsali vasıtalarla olsa dahi, pek çok tehlikeli münasebetler ve zarûretler olabileceğinden, inanan müslüman kadının mahremsiz gitmemesi lâzımdır. Hakka teslim olmayan ahlaksız soyundan olân kadınlar ise, günümüzde görüldüğü gibi giderler ve her türlü ahlaksızlık ve haramları işlerler.
Bu mevzuda daha geniş malûmat, “İzahlı Mülteka Tercümesi” adlı eserimizin birinci cildinin Hac bahsi ile “Îslâm’a sokulan Bid’at ve Hurafeler” ‘in ikinci baskısının 174-176. sayfalarında verilmiştir.
     Hacc vazifesini ifaya giderken olsun, ihrama giderken olsun, ister ihrama girdikten sonra ve kâbeyi tavaf ederken olsun nerede ve ne zaman olursa olsun kadın .Telbiyeyi (Lebbeyk duasını) ve diğer duaları sesli olarak okumaz. Sessiz olarak okur. Zira sesi mahremdir. Yabancı erkeklerin şehvetini uyandırıp ve bir fitneye sebep olabileceğinden günahtır.
     Halbuki erkekler, her yerde ve her zaman yapacakları duaları sesli olarak yapabilirler. Hatta dereye inerken ve tepeye çıkarken telbiye ve duaları yüksek sesle okumaları daha sevaptır.
Kadın, ihrama gireceğinde dikişli elbiselerini soymaz, çıkarmaz. O elbiselerinin üzerine ihramını giyer. Erkek ise, para kemeri gibi taşıması zarurî olanlar hariç dikişle dikilmiş diğer elbiselerini tamamen çıkarır sade ihrama girer.
     Kadın, saçı avret olduğundan ihrama girdiği zaman başını ve saçını açmaz Erkek ise bunun hilâfındadır . Fakat kadın yüzünü örtmeyip açabilir.
     Kadın, ayaklarına mest ve ellerine eldiven giyebilir.
     Kadın, Kâbe’i Muaazzama’yı tavaf ederken remel yapmaz. Keza kadın ihramda iken sağ omuzunu ihramdan çıkararak tavafda bulunmaz. Safâ ile merve arasındaki derede “Miyleyni ahzarayan” denilen yerde süratli giderek say etmez. Erkek ise, bütün bu hükümlerde kadına muhaliftir.
     Kadın, Hacc. vâzifesi hitamında Tıraş olunacağında başını kazımaz, belki saçından kestirir ve kısaltır.
     İzdihamlı ve kalabalık zamanlarda kadın, HACERUL ESVED’İ İstilam etmez (elini sürmez.) Safa tepesine çıkacağında da izdihamlı olursa kadın yine çıkmaz.
     Keza makamı İbrahim’de namaz kılacağı zaman izdihamlı olursa, orada namaz kılmayı da terk eder. Hayız ve nifas özründen dolayı kadın, vedâ tavafını terk ettiğinde ve tavafı ziyareti vaktinden sonraya tehir ettiğinde kan akıtmak (kurban kesmek) lazım gelmez. Ancak özürlü olduğu halde Tavafı ziyareti yaparsa, kurban lazım olur. Geniş malumat “İzahlı MÜLTEKA TERCÜMESİNDE” Beyan edilmiştir.
     Hacca gidecek olan kadının iddedte olmaması lazımdır. Bu iddet ister talak iddeti olsun ister vefat iddeti olsun, Halk arasında bu iddete “adar” denilmektedir. Geniş izahı, Fıkıh kitaplarının talak bahsinde mevcuttur.
     TALAK İDDETİ : Kocası tarafından boşanan kadının başka kocaya varabilmesi için bekleyeceği müddettir ki, amelden kalmamış ve hamile değilse, üç hayız görecek ve temizlenecektir. Amelden kesilen ihtiyar kadın ise, üç ay bekleyecektir. Şayet hamile olursa, hamlini (karnındaki çocuğunu) doğuruncaya kadar bekler. Bu hükümler hür kadınlara mahsustur. Cariyelerde değişir.
     Bir kadın talak sûretiyle boşanır ve böyle iddetini beklediği müddet için de olursa, hacca gidemez. Velev ki yanında mahremlerden bir erkek olsun, yine gitmesi caiz değildir.
     VEFAT İDDETİ : Kadının, Kocası öldüğü zaman dört ay on gün beklemesi lazım olan müddettir. Binaenaleyh kocası ölen bir kadının, başka kocaya varabilmesi için dört ay 10 gün beklemesi lazımdır. Keza Hacca gideceği zamanda bu iddetten kurtulmuş olması lâzımdır. Aksi takdirde kocâsı öldükten sonra ve bu iddetin müddeti içinde hacca gitmesi caiz değil ve haramdır. Hatta kadının iddet beklemesi hacc yolunda meydana gelse ue bulunduğu yerde 18 saatlik sefer müddetinde olursa hacc vazifesine devam edemez. Ya gerisin geri mahremi ile memleketine dönmesi lazım veya orada yine mahremi ile hacc kafilesininin dönmesini beklemesi lazımdır. Yani hacc vazifesini yapamaz ve gidemez.
     Meselâ : Hacca gitmek için pasaport vesair hazırlıklar yapılırken veya bittikten sonra kadının kocası ölse Hacca gidemez. Ancak 4 ay 10 gün sonra gidebilir Aynı hal hacc yolunda olsa, yine hacc vazifesini îfâ edemez.
     Bu hükümün daha genişi, Fetâvâyı Hindiyenir. hacc bahsinin 219 sayfasında, Fetâvâyı Kâdıhanın 283. sayfasında ve Merakılfelah Tahtavisinin 298. sayfasında mevcuttur.
     İddet bekleyen kadının sefer müddeti olan her hangi bir yolculuğa ve hacca gidemeyeceğini beyan eden ilahi hüküm şöyledir .
     “Onları (İddet bekleyen kadınları) evlerinden çıkarmayın (İddetleri bitinceye kadar) kendileride çıkmasınlar.” (Talak Suresi, 1)
     Buraya kadar naklettiğimiz amelî hükümlerin daha geniş izahı ve senetlerî İslam hukukunun kanunlarını havî fıkıh kitaplarımızda beyan edilmiştir
     Arzû eden okuyucularımız. “Îzahlı mülteka Tercümesi” adlı eserimizden cevapları okuya bilirler.

İBADET ÂNINDAKİ FARKLILIKLAR

18 Ekim 2009 HfZ_aLi_1990  
Kategori: aile

4 – İBADET ÂNINDAKİ FARKLILIKLAR :
     Kadın, iftitâh tekbirinde ellerini, kulaklarının hizasına kadar kaldırmaz. Omuzlarının hizasına kadar kaldırır. Zira böyle yapması kadının kollarının açılmamasına ve bedenini setretmeye daha uygundur.
     Kadın, namazda okuduğu kıraatları her vakit gizli okur. Zira sesli okursa, fîtne ve fesada sebep olabilir ve sesi mahrem olduğundan sesini yükselterek okuması haramdır.
     Kadın, namaz kılarken rukû ve secdelerde koltuklarını bitiştirerek yapar. Koltuk ve uyluklarına bitiştirerek yapmasının sebebi vücudunun gerilme ve görünme şekillerini örtmeye ve önlemeye daha lâyık olduğundandır.
Kadın, namaza durduğu zaman önünden geçenleri geçirmemek için, tespih ve tehlil söylemeyip, elinin dışını diğer elinin üstüne vurmak sûretiyle îkazda bulunur. Halbukî erkekler, okudukları kıraatı yükselterek veya sesli olarak tesbih, tehlil ve tekbir almak sûretiyle önlerinden geçenleri ikaz ederler.
     Bu gerçek Hz. Ebî Hüreyre (R.A.)’nin Rasûlü Ekrem (S.A.V.) Efendimizden rivayet ettiği şu Hadis-i Şerifte beyan edilmiştir.
     “Tasfik (Namazda eli ele vurmak) kadınlara mahsus ve (sesli olarak) tespih söylemek, erkeklere mahsustur.” (Buhari, Müslim)
     İbâdet ve itaat esnasında dahi, kadının sesini çıkarmasına müsaade etmeyen bu gerçekler karşısında kadınların şarkısında mahzur görmeyen ve “Mubah” diyecek kadar abdallaşanların kötülükleri anlaşılmaktadır.
     Kadınların cemaat olup, içlerinden binin imam olarak namaz kılmaları kerahattır. Fakat kerahat olmakla beraber cemaatle kendileri namaz kılmak istediklerinde; kendi cinslerinden olan imamları ortalarına durur. Erkeklerin imamları gibi ileriye geçmez.
     Kadınların, câmiye cemaata çıkmaları mekruhtur. Evlerinde kılmaları daha sevaptır. Fakat erkeklerle kadınların yerleri ayrı olursa, cevaz yönleri de fıkıhda beyan edilmiştir. Halbuki erkeklerin cemaata çıkmaları ve cemaatla namaz kılmaları lazımdır. Zira cemaatla namaz kılmak 27 derece efdaldır. Yani evde veya herhangi bir yerde tek başına kılınan 27 rekat namazdan cemaatle kılınan bir rekatın sevabı daha çoktur. Bu faziliyet, farz olan veya cemaatla kılınması meşrû olan namazlara mahsustur.
     Kadınların, cemaata çıkmaları için gerekli şartlar ilerde uzun uzun beyan edilmiştir.
     Kadınların, erkeklere imam olması, hiç bir sûrette câiz değildir. Binaenaleyh kadın imam olur, erkeklerde ona cemaat olurlarsa, namaz sahih olmaz, fasit ve batıldır.
     Kadınlar, namazda ayakta iken ellerini göğüslerinin alt tarafına veya üstüne koyarlar ve teşehhüdde iki ayağını sağ tarafına yatırır, hiç birini dikmezler. Sol topuk ve ayaklarının üstüne otururlar. Bunların bu şekilde yapmaları setretmeye daha layık olduğundandır.
     Kadınlara, Cuma Ve Bayram namazları farz ve vacip değildir. Fakat kıldıkları zaman sahih olur. Şu halde Cum’a namazını kılan l:adına öğle namazını kılması lâzım gelmez.
     Kadınlar, hayızlı ve nifaslı iken namaz, oruç tutamaz, Kur’an okuyamaz ve okutamazlar. Camiye ve Mescide giremez ve Kabe’i Muazzama’yı tavaf edemezler. Abdestsiz ve cünüp olan erkek ve kadın aynı vazifeleri yapmadıkları malumdur. Kadınlar farklı olarak özürlü zamanlarda bir çok hayır ve vazifelerden mahrumdurlar.

Sonraki Sayfa »

~ Uyari: Sitemiz Diyanet isleri Baskanligi Tarafin'dan Aylik Gozetimin'den Gecmektedir Yorumlarinizi Yaparken Seviyeli Olmaya Ozem Gostelim Lutfen. islami sohbet - dini sohbet - islami Sohbet - islami Forum - müslüman chat - akdeniz sohbet - İslami Sohbet - Musluman - islami sohbet - islam - chat -