Namaz Kaç Vakittir

14 Mart 2010 HfZ_aLi_1990  
Kategori: Genel

Sual: Namaz beş vakit değil mi? Niye üç veya altı vakit diyenler çıkıyor?
CEVAP
Peygamber efendimiz bize namazın beş vakit olduğunu bildirdi. Senelerce beş vakit kıldı. Artık başka delil aramak gerekmez. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Namaz, müminlere belli vakitlerde farz kılındı.) [Nisa 103]

Nisa suresinin 103. âyetinde, (Namaz, belli vakitlerde farz kılındı) buyurulup, ayrıca, beş vaktin hepsi de diğer âyetlerde bildirildiği halde, “Beş vakit namaz” ifadesinin geçmeyişi, kutuplarda ve buralara yakın yerlerde, beş vaktin tamamının teayyün etmemesindendir. (Nimet-i İslam)

İsra suresinin, (Güneşin kayması anından, gecenin kararmasına kadar ve sabah vakti namaz kıl) mealindeki 78. âyet-i kerimenin aslında geçen, (Dülûk-üş şems) öğle ve ikindi, (Gasak-ıl leyl) akşam ve yatsı namazı, (Fecr) de sabah namazıdır. (Beydavi)

Kaf suresinin, (Güneşin doğuşundan ve batışından önce ve gece Rabbini tesbih et) mealindeki 39. ve 40. âyet-i kerimesindeki, güneşin doğuşundan önceki sabah namazı, güneşin batışından önceki öğle ve ikindi namazı, geceki de akşam ve yatsı namazıdır. (Beydavi)

İbni Abbas hazretleri, (Kur’an-ı kerimde beş vakit namazı bildiren âyet hangisi) diye sual edildiğinde, şu mealdeki âyet-i kerimeyi okudu:
(Akşama girerken, sabaha ererken, gündüzün sonunda ve öğle vaktinde Allah’ı tenzih edin!) [Rum 17,18]

(Akşama girerken)den maksat, akşam ve yatsı namazı, (sabaha ererken)deki sabah namazı, gündüzün sonundaki, ikindi namazı, öğledeki de, öğle namazıdır. (Celaleyn)

Nur suresinin 58. âyet-i kerimesinde, (salât-ı fecr = sabah namazı) ve (salât-ı işâ = yatsı namazı) ifadesi açıkça geçmektedir.

Peygamber efendimiz, Bekara suresindeki, (Namazları ve vusta namazını kılın) mealindeki 238. âyet-i kerimeyi açıklarken, (Vusta namazı ikindi namazıdır) buyurdu. (İ. Ahmed)

Bu âyet-i kerimede, (Namazları ve orta namazı [ikindi namazını] kılın) buyuruluyor. Arabi gramere göre, namazlar [salevat] denince, ikiden fazla namaz anlaşılır. Çünkü iki namaz demek için, salevat [namazlar] değil, salâteyn [iki namaz] denilir. Vusta [orta] namaz ikindi namazı olduğuna göre, ikindi hariç, öteki namazların sayısı iki olamaz, ikiden fazla olması gerekir. Üç de olamaz; çünkü VUSTA NAMAZI hariç 4,6 gibi çift sayılı olmalı ki, orta namaz [ikindi namazı] tam ortada olabilsin. Yani ortadaki namaz ikindi olduğuna göre, ondan önce iki namaz, ondan sonra da iki namaz bulunduğu meydana çıkar. Diğer âyetlerdeki namaz vakitleri de dikkate alınınca, namaz vakitlerinin beş olduğunda hiç şüphe kalmaz.

(Gündüzün iki tarafında, gecenin de yakın saatlerinde dosdoğru namaz kıl. Çünkü güzellikler kötülükleri [günahları] giderir. Bu, iyi düşünenlere bir öğüttür.) [Hud 114]

Gündüzün iki tarafındaki namazlar sabah, öğle, ikindi; gecenin yakın saatlerindeki namazlar da akşam ve yatsı namazlarıdır. (Medârik)

Burada Hasenat = Güzelliklerden murat beş vakit namazdır. (Medârik, Beydavi)

Kitap ve Sünnet’ten sonraki delil İcma’dır. Peygamber efendimiz, Eshab-ı kiram ve onlardan sonra bugüne kadar gelen bütün âlimler, beş vakit namaz kılmış, bu hususta kesin bir icma hâsıl olmuştur.

İslam âlimleri de, beş vakit namazın nasıl kılınacağını kitaplara yazmışlar, böylece Kıyas-ı fukaha ile de namazın beş vakit olduğu sabit olmuştur.

İki vakit yeter mi?
Sual: Bir yerde şöyle bir hadis okudum:
(Meşhur İslam âlimlerinden İmam Ahmed b. Hanbel ve Ebu Davud’un rivayetlerine göre beş vakit namaz kılmaya vakit olmadığını söyleyip “Bana öyle bir şey emret ki yaptığım zaman yeterli olsun” diyen Fudale’ye Hazret-i Muhammed sabah ve ikindi namazlarına devam etmesini, iki vakti kılmasının ona yeterli olacağını söylemiştir.)
Yukarıda bildirilen hadis doğru mu?
CEVAP
Böyle bir ifadeye rastlamadık. Uydurma olma ihtimali vardır; çünkü İslam âlimleri Hazret-i Muhammed demez. Bunu genelde yabancılar söyler. Ayrıca bu ifade, aşağıda bildirilen sahih hadislerin hepsine aykırıdır. Bir vakit namazı kasten terk etmek çok büyük günahtır. Böyle bir hadis varsa eğer, bu olay beş vakit namaz farz olmadan önce vuku bulmuş olabilir; çünkü Miracdan önce, yalnız sabah ve ikindi namazı vardı. Hac, namazdan on yıl sonra farz oldu. Mesela şu hadis-i şerifte, hac’dan hiç bahsedilmiyor:

Saçları dağınık biri [belki de İslamiyet’i öğrenmek için] gelip, Resulullaha sordu:
(- Ya Resulallah İslam nedir?
- Günde beş vakit namaz kılmaktır.
- Beşten fazla değil mi?
- Hayır, nafile kılmak isteyen kılabilir. Bir de yılda bir ay ramazan orucu vardır.
- Bundan başka, oruç yok mu?
- Nafile olarak tutmak isteyen tutabilir. Bir de zengin için malının zekâtı vardır.
- Bundan fazlası var mıdır?
- İsteyen nafile olarak sadaka verebilir.
- Vallahi ne fazla, ne de bundan noksan yaparım.
- Bunları yapan kurtuluşa erer.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesai]

Yahut sırf o söylenen şahsa ait özel bir durumdur, namaza alışana kadar ona öyle denmiş olabilir; çünkü o zaman din yeni geldiği için, özel olaylar olabiliyordu. Mesela buna benzer bir olay şöyle idi: Bir genç, (Ya Resulallah, yalan, zina ve içkiyi bırakamıyorum. Ne buyurursunuz?) dedi. Resulullah efendimiz, (Yalanı benim için bırak) buyurdu. O genç, kabul edip gitti. Daha sonra, diğer iki günahı işlemek isteyince, (Bu günahları işleyip Resulullahın karşısına çıkınca, “işlemedim” desem yalan olur. Eğer “işledim” dersem, beni cezalandırır) diye düşündü. Diğer iki günahtan da vazgeçti.

Namazın beş vakit olduğuna dair hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
(İslam beş şey [temel] üzerine kuruldu:
1- Allah’a ve Muhammed aleyhisselamın Onun resulü olduğuna inanmak,
2- Her gün beş vakit namaz kılmak,
3- Senede bir kere malının kırkta birini Müslüman olan fakirlere zekât vermek,
4- Ramazan-ı şerif ayında her gün oruç tutmak,
5- Mekke’ye giderek, ömründe bir kere hac etmek.) [Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai]

(Beş vakit namaz kılanın hâli, evinin önünden akan suda beş defa yıkanan kimse gibidir. Nasıl böyle bir kimse kirden temizlenirse namaz kılan da küçük günahlardan öyle temizlenir.) [Buhari, Müslim, İ.Ahmed, Beyheki, Darimi, Taberani]

(Hazret-i Cebrail inip, bana imamlık yaptı ve kendisi ile birlikte beş vakit namazı kıldım ve beş vakit namazla emrolundum.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesai]

(Farz olduğuna inanıp, rükû, sücud, abdest ve vakitlerine riayet ederek beş vakit farz namaza devam edene Cennet vacib, Cehennem haram olur.) [Taberani]

(Beş vakit namazı, ilk tekbire yetişerek kırk gün cemaatle kılana Cennet vacibdir.) [Ebu Ya’la]

(Allah’tan korkun, beş vakit namazı kılın, [Ramazan ayında] oruç tutun, mallarınızın zekâtını, isteyerek verin, âmirinize itaat edin, böylece Rabbinizin Cennetine girin.) [Tirmizi]

(Allah için ibadetinizi ihlâslı yapın. Beş vakit namazı kılın, gönül hoşluğu ile malınızın zekâtını verin, Ramazan orucunu tutun, Hacca gidin, böylece Rabbinizin Cennetine girersiniz.) [Taberani]

(Allahü teâlânın ilk farz kıldığı şey beş vakit namazdır. İlk ortadan kalkacak olan da yine beş vakit namazdır. İlk sorgu da beş vakit namazdan olacaktır.) [Hâkim]

(Kıyamette herkes korku içinde iken korkmayan üç grup insandan biri, sırf Allah rızası için, her gün beş vakit namaza çağıran müezzindir.) [Taberani]

(Allahü teâlâ beş vakit namazı emretti. Güzel abdest alıp, bunları vaktinde kılanı, rükû ve huşularını tamam yapanı affedeceğine söz verdi. Bunları yapmayan için söz vermedi. Onu dilerse affeder, dilerse azap eder.) [Ebu Davud, İbni Mace, Nesai, İ.Malik, İ.Ahmed]

(Beş vakit namaz, güzelce kılan için kıyamette nur, delil ve kurtuluş olur.) [İbni Nasr]

(Allahü teâlâ buyurdu ki: “Beş vakit namazı farz kıldım. Şartlarına uyarak, vaktinde kılanı Cennete koyacağıma söz verdim. Kılmayana verilmiş bir sözüm yoktur.”) [İbni Mace, Ebu Davud]

(Beş vakit namaz ve Cuma namazı, gelecek Cumaya kadar ve Ramazan orucu, gelecek Ramazana kadar yapılan günahlara kefarettir. Büyük günah işlemekten sakınanların küçük günahlarının affına sebep olur.) [Müslim, İ.Ahmed]

(Mirac gecesi, 50 vakit namaz farz oldu. Sonra beş vakte indirildi.) [Buhari, Müslim, İ.Ahmed]

(Allahü teâlâ buyurdu ki: Bende söz ve hüküm asla değiştirilmez. Bu beş vakit namaz karşılığında elli vakit namaz sevabı vardır.) [Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai]

(Bir kadın, beş vakit namazı kılar, orucunu tutar, kendini yabancılardan korur ve kocasına itaat ederse, Cennete istediği kapıdan girer.) [İbni Hibban]

(Beş vakit namazı terk eden, Allahü teâlânın hıfz ve emanından mahrum olur.) [İbni Mace]

(Herkes bozulunca, beş vakit namazı cemaatle kılana her gün yüz şehid sevabı yazılır.) [İ.Nasr]

(Beş vakit namazı cemaatle kılan, Sırat köprüsünü şimşek gibi geçer.) [Taberani]

(Beş vakit namazı kılan, Ramazan orucunu tutan, zekât veren ve büyük günahlardan sakınan herkese, kıyamette, Cennetin sekiz kapısı açılır. Dilediği kapıdan girer.) [Hâkim]

(Beş vakit namazlardan sonra yapılan dua kabul olur.) [Buhari]

(Beş vakit namaza devam edin, çünkü küçük günahlara kefaret olur.) [Taberani]

(Kitab ehli olan bir kavme vazifeli olarak gittiğin zaman, önce, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğuna şehadet etmeye davet et. Bunu kabul ederlerse, Allah’ın günde beş vakit namazı farz kıldığını haber ver. Bunu da kabul ederlerse, Allah’ın kendilerine zenginlerinden alınıp fakirlerine verilen bir sadakayı [zekatı] farz kıldığını söyle.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud]

(Beş vakit namazı kılan, Ramazan orucunu tutan, zekâtını veren ve yedi büyük günahtan kaçan kimseye, Cennetin bütün kapıları açılıp, “Selamet ve emniyet içinde gir” denilir.) [Nesai]

Üç vakit kılmak
Sual: Abduhçu biri, (Kur’anda beş vakit ifadesi geçmez, ama Peygamber, hayatı boyunca beş vakit namaz kılmıştır. Bu bakımdan 5 vakit namaz kılmak suç sayılmadığı gibi üç vakit kılmak da caizdir) diyor. Bu kimse, Resulullahın Kur’ana aykırı olarak mı beş vakit kıldığını söylemek istiyor?
CEVAP
Kur’an-ı kerimde 5 vakit namaz bildirilmemiş de, Resulullah efendimiz kendiliğinden mi 5 vakit kıldı? Bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:
(Miraca çıktığım gece, beş vakit namazla emrolundum.) [Buhari, Müslim]

Hâşâ Resulullah efendimiz, (Beş vakit namazla emrolundum) diye yalan mı söylüyor?

Din düşmanı istediğini söyleyebilir, zaten maksadı dini bozmak ve yıkmak; ama bir Müslümana, bunlarla dostluk kurmak, sözlerine itibar etmek hiç yakışır mı? Dinini, din düşmanlarının şu veya bu maske altında yazdığı kitaplardan öğrenmek, hiç uygun olur mu?

Namazın vakitleri , namaz , islami sohbet , islam sohbet

Namazda Yanlış Okumak

07 Mart 2010 HfZ_aLi_1990  
Kategori: Genel

Sual: Namazda yanlış okumak nasıl olur?
CEVAP
Namazda yanlış okumak dört şekilde olabilir:
1-
İrâb hatası, harekelerde ve sükunde olabilir. Mesela şedde hafif okunur, medler kısa okunur veya aksi olur. Mesela, Kâfirun suresini okurken, leküm dinüküm yerine leküm diniküm desek namaz bozulmaz. Buna irâb hatası denir. Üstünü esre okumak, esreyi üstün okumak veya ötre okumakla namaz bozulmuş olmaz. Yani dinüküm yerine yanılarak diniküm veya dineküm dense namaz bozulmuş olmaz.

[Sonra gelen âlimler, Arap olmayan Müslümanların, yanlış okuyabileceğini, namazlarının bozulmaması için ruhsatlar aradılar. İrâb hatasının namazı bozmayacağına fetva verdiler. Allahü teâlâ hiç kimseye yapamayacağı işi teklif etmez. Kekeme veya elsağ olanlara [sin harfini, se harfi gibi okuyanlara] da kolaylık gösterilmiştir.]

2-
Harflerde yanlışlık yapılır: Harfin yeri değiştirilir veya harf ilave edilir, yahut azaltılır, veyahut harf ileri geri alınır. [Böyle hatalar yapılınca mana bozulursa namaz da bozulur.]

3-
Kelime ve cümleler yanlış okunur. [Bunda da mana bozulursa namaz da bozulur.]

4-
Durulacak yerde durulmaz. Geçilecek yerde durulur. Bu hatalar namazı bozmaz.

Yanlış okumalarda bozulan ve bozulmayanlara bazı örnekler verelim:

1- (İnnellahe beriun minelmüşrikine ve Resülühü)deki resülühü’yü, resülihi diye okumak namazı bozmaz. (Allah ve resulü müşriklerden beridir) demek iken, Resülihi denince, (Allah müşriklerden ve Resülünden beridir) anlamına gelir.

2-
(Ve ente hayrul-münziline)’deki son kelimeyi (münzeline) diye okumak da bozmaz. (Sen indirenlerin en hayırlısısın) demek iken, (sen indirilenlerin en hayırlısısın) olur.

3-
Nahnü halakna’daki halakna kelimesini halakana diye okumak da bozmaz.

4-
(Ve izi’btelâ İbrâhime Rabbühü) deki son kelimeyi Rabbehü okumak namazı bozmaz.

5-
(Hatta) kelimesini (atta) şeklinde okumak da bozmaz. (Semi’allahü limen hamideh) derken, nun yerine lam okumak yani (semi’allahü limel hamideh) demek de bozmaz.

6-
(İyyâke na’büdü) yü (iyake na’büdü) şeklinde okumak, mana değiştiği halde namazı bozmaz.

7-
(İhdina’s-sırata) lafzını (ihdina’l-sırata) diye okumak namazı bozmaz.

8-
Rabbilâlemin yerine Rabilâlemin demek bozmaz. Ya mâlik yerine ya mâli deyince, bozulmaz.

9-
(Et-tehıyyâtü) yerine () ile (eT-Tahıyyâtü) veya (dal) ile (ed-dahıyyâtü) dense, mana değiştiği halde namaz bozulmuş olmaz. Ed-dahıyyatü kurbanlar anlamına gelir.

10-
(Allahümme salli…) derken (sad) yerine (sin) okumak, (Allahümme selli…) demek, bazı âlimlere göre bozar, bazılarına göre bozmaz. Böyle ifadelerde ihtiyatlı olmak iyi olur.

11-
Kaf harfini kef harfine benzeterek okumak veya kef harfini kafa benzeterek okumak namazı bozmaz. Sin harfini sad harfine benzetmek veya sad harfini sine benzeterek okumak da namazı bozmaz. (sad) ile (sin) aynı mahrecden çıkar. Genelde yanlışlık yapılan sad yerine sin, sin yerine sad okumak bozmaz. Mesela (iza cae nasrullahi) lafzını (sin) ile (iza cae nesrullahi) şeklinde okumak ve (Allahüs-samed) kelimesini (sin) ile (Allahüs-semed) şeklinde okumak da namazı bozmaz.

12-
Harf hatalarından şunlar namazı bozar: zel yerine zı, dat yerine okunursa namaz bozulur. harfini zel gibi okumak da caiz değildir. (Kul hüve’llahü ehad)’i (Kul hüve’llahü ehet) şeklinde Dal harfini Te olarak okumak, namazı bozar. (Halebi)

13- Namazda Fatihayı okurken iyyake nabüdü yerine, iyya kenabüdü demek, namazı bozmaz. Bozar diyen âlimler de olduğu için dikkat etmek iyi olur.

14-
Bir kimsenin namazda okuduğu, dokuz âlime göre yanlış olsa, bir âlime göre doğru olsa, bunun namazı bozuldu denmez. (Tergib-üs-salat)

15- Arapça veya tecvit bilmeyen müslümanların, harflerin mahreçlerini tam gözetemeyeceğinden yanlış okumalarının af edileceğini yani böyle kılınan namazların sahih olacağını bildiren âlimler vardır. Bunlara göre harfleri çalıştığı halde çıkaramayanların namazları sahih olur. Namaz surelerini tecvidli okumak şart değildir. Harfler mahreçlerinden çıkarılırsa düzgün okunmuş olur.

16-
Resulullah kelimesinin başına ya gelirse resulallah olur. Abdullah kelimesinin de başına ya gelince, Abdallah olur. Muhammedün resulullah ise, tecvit kaidesine göre, Muhammedür Resulullah olarak okunur. Muhammedün resulullah da dense, Muhammeder resulullah da dense yine namaz bozulmuş olmaz.

17-
Namaz kılarken, gayret ettiği halde doğru okuyamayan ve okuduğu ifade küfre düşürücü ise, o kimse kâfir olmaz. Yanlışlıkla yapılan bir şeyden dolayı namaz kılan müslümana küfre girdin denilmez. Bunların namazlarının sahih olacağını bildiren âlimler vardır. Unutarak abdestsiz kılan kimse, hiç hatırlamazsa o namazı sahih olur, küfre falan da düşmüş olmaz. Kasten bilerek namazla alay için abdestsiz namaz kılmak küfür olur ki, hiçbir müslüman da böyle şey yapmaz.

Namaz kılarken küfür işlemek
Sual:
S. Ebediyye kitabında, (Rüku tesbihindeki azim kelimesi, Zı ile söylenince Rabbim büyük demektir. Eğer ince Ze ile söylenirse, Rabbim benim düşmanım demek olur) deniyor. Böyle bilmeden, namazda yanlış okuyan, küfre düşmüş, kâfir olmuş mu oluyor?
CEVAP
Hayır. Bu kasten yapılmıyor. Allahü teâlânın rızası için namaz kılana, kâfir denir mi hiç?

Üstünde, su ve erzak yüklü devesini çölde kaybeden bir kimse, açlıktan ve susuzluktan öleceğini anlayınca, bir ağacın dibinde uyuyakalır. Uyanınca, devesini geldiğini görür. Sevinç ve şaşkınlık içinde, dili sürçerek, (Ya Rabbi, sen benim kulumsun, ben de senin rabbinim, sana hamdolsun ki devem geldi) der. Peygamber efendimiz bunu, gülümseyerek anlatır. Böyle hatalar küfür olmaz. Bir âlim şöyle anlatır:

(Bana, su getiren bir talebemin, ayağı kayıp düşse, bardak da kırılsa, ben ona kızar mıyım, yoksa acır mıyım? Hizmet edilirken, yapılan hatalar hoş görülür. İşte bunun gibi, Allahü teâlâya ibadet ederken, yapılan hatalar da, affedilir.)

Demek ki, ibadette, bilmeden yapılan yanlış küfür olmuyor. Bir hadis-i şerif meali:
(Kur’an için vekil edilen bir melek, Arap olmadığı için, doğru okuyamayan kimsenin, hatasını düzeltir ve doğru olarak yükseltir.) [Şirazi]

Zı harfini Ze okumak
Sual:
Tam İlmihal’de, İbni Abidin’den alınarak, (Rükû tesbihinde ile azîm denir ki, Rabbim büyüktür demektir. Eğer ince Ze ile okunursa, “Rabbim düşmanımdır” demek olur ve namaz bozulur) deniyor. Azîm, ince Ze ile olursa düşman anlamına mı gelir?
CEVAP
İnce Ze ile söylenince, manası değişiyor. Müncid lügatinde, şiddetli düşman anlamına geldiği yazılıdır.

Sual: Namazda aynı kelime tekrar edilirse, namaz bozulmuş olur mu?
CEVAP
Yanlış okununca, düzeltmek için tekrar okumak gerekir. Tekrar okuyunca mahzuru olmaz, yani namazı bozmaz.

Sünnet olanı yanlış okumak
Sual:
Sünnet olan bir şeyde, yanlış okuyanın namazı bozulmaz deniyor. Mesela, (Sübhâne Rabbiyel azîm) derken, manayı bozacak şekilde yanlış okursak, namaz bozulur mu?
CEVAP
Sünnet olan bir şeyde de, yanlış okumakla namaz bozulur. Mesela Arapçada üç (Z) harfi vardır. Birincisi kalın (Zı), ikincisi ince okunan (Ze), üçüncüsü (Zal)dır. Bunların üçü ayrı ayrı söylenir. Rükû tesbihinde, (Zı) ile (azıym) denir ki, Rabbim büyüktür demektir. Eğer ince (Ze) ile (azim) denilirse, Rabbim benim düşmanımdır demek olur ve namaz bozulur. (Redd-ül muhtar)

Kâfirun suresini okumak
Sual:
(Kâfirun suresini okurken yanılan kimse küfre düşer) deniyor. Bilmeden söylenince veya dil sürçmesiyle söylenince de mi küfür olur?
CEVAP
Dil sürçmesiyle veya bilmeden, namazda küfre düşürücü şekilde bir âyet okunsa küfür olmaz. Yanılmak özür olur.

Namazda yanlış okumak
Sual:
Bir insan namaz kılarken yanlış okusa, yanlışı küfrü gerektirse, sonra dönüp düzeltse, namazı bozulmuş mu olur?
CEVAP
Hayır, namazı bozulmuş olmaz. Doğrusunu okuyunca namaza devam eder.

yorumlarınızı gönderebilirsiniz

HUBEYB BİN ADİY Darağacında ilk namaz kılan sahâbî

16 Ekim 2009 HfZ_aLi_1990  
Kategori: Sahabeler

Uhud savaşında bazı yakınları ölen müşrikler, Müslümanlardan bunların intikamını almak istediler. Alçakca bir plân hazırladılar. Hemen de planı tatbike koydular. Bu maksatla bir heyet Medine’ye giderek Resulullahın huzuruna çıkıp:

- Yâ Resûlallah. Bizim kabîlelerimiz, İslâmiyeti kabûl ettiler. Yalnız Kur’ân-ı kerîm öğretmenine ihtiyâcımız var. Lütfen bize; İslâmiyeti, Kur’an-ı kerimi öğretecek kimseler yollar mısınız? diye ricada bulundu.

Sevgili Peygamberimiz kendilerine, 10 kişilik bir öğretmenler heyeti yolladılar. Başlarında,
Âsım bin Sâbit hazretlerinin bulunduğu bu heyette, Mersed bin Ebî Mersed, Hâlid bin Ebî Bükeyr, Hubeyb bin Adiy, Zeyd bin Desinne, Abdullah bin Târık, Muattib bin Ubeyd de bulunuyordu.

Bu öğretmenler kâfilesi, geceleri yürüyerek, gündüzleri gizlenerek Hüzeyl Kabilesi topraklarında, Reci’ suyu başında, seher vakti konakladılar…

Bu sırada yanlarında bulunan Adal ve Kare kabilesi heyetinden biri, bir bahane ile yanlarından ayrıldı. Hemen Lıhyanoğullarına gidip, haber verdi.

Çarpışmaya karar verdiler

Çok geçmeden kâfilenin etrâfı sarıldı. 200′den fazla silâhlı eşkiyâ oradaydı.

- Bize öğretmen lâzım! diyenler, çekip gittiler. O güzîde Müslümanları, eşkiyâ ile karşı karşıya bıraktılar.

Lıhyânoğulları mensupları, esir ticâreti ile geçinirlerdi. Bu sebeple:

- Teslim olun. Canınızı kurtarın, teklifinde bulunuyorlardı. Asıl niyetleri onları Mekke’de köle olarak satmaktı. Böylece çok para kazanacaklardı. Çünkü Mekke’li müşrikler kendilerine:

- Yakaladığınız her Müslüman için, değerinden fazla para öderiz, demişlerdi.

Bunu Müslümanlar da duymuşlardı. Onun için, aralarında istişâre ederek çarpışmaya karar verdiler. Arkalarını dağa dönüp, kılıçlarını çekip, Allahın dîni uğrunda vuruşmaya başladılar.

İkiyüz kişilik düşmana karşı görülmemiş bir kahramanlıkla çarpıştılar. Üzerlerine saldıran kuvvetten bir kısmını öldürdüler.

Nihayet çarpışa çarpışa on Sahâbi’den yedisi okla vurularak orada şehid düştü.

Sadece Hubeyb bin Adiy, Zeyd bin Desinne ve Abdullah bin Târık kalmış, müşriklerle çarpışıyorlardı.

Çok geçmeden müşrikler, onları sağ olarak yakaladılar.

Arkadaşlarım bana örnektir

Lıhyanoğulları üçünü de yayların kirişleri ile bağladılar. Mekke’ye götürmek üzere yola çıktılar.

Abdullah bin Târık Mekkeli müşriklere götürülmeye râzı olmadı. Gitmemek için zorlandı.

- Vallahi ben size arkadaş ve yoldaş olmam! Şehid olan arkadaşlarım bana örnek ve önderdir, deyip, bir zorlayışta ellerini kurtardı.

Lıhyanoğulları O’nu taşa tuttular, sonunda O’nu da şehid ettiler.

Lihyânoğulları, Hubeyb bin Adiy ve Zeyd bin Desinne’yi Mekke’ye götürüp müşriklere yüksek bir fiyatla sattılar.

Çünkü Hz. Hubeyb Bedr Gazâsında müşriklerden Hâris bin Âmir’i Cehenneme yollamıştı.

Onun oğulları şimdi kendisini almak için, büyük para ödediler.

Zeyd bin Desinne’yi de Safvân bin Ümeyye, Bedir savaşında öldürülen babası Ümeyye bin Halef’in intikâmını almak üzere satın aldı.

Mekkeli Müşrikler, Hz. Hubeyb ve Zeyd’i satın aldıktan sonra, onlara ne cezâ vereceklerini konuşuyorlardı:

- Hayır! Evvelâ işkence etmeliyiz.

- Ama Harâm aylar içinde bulunuyoruz!

- Evet! Bu sebeple, hemen öldüremeyiz! Harâm ayların geçmesini beklememiz gerek.

- O hâlde, hapsedelim.

- Ellerini, ayaklarını zincire vuralım! diyorlardı. Öyle yaptılar.

İntikam hırsı

Harp meydanındaki yenilginin intikâmını, müdâfaasız bir insandan alacaklardı. Hem de o esîri; harpte değil, parayla pazardan almışlardı!..

Hârisoğulları, iftihârla Hubeyb bin Adiy’i kendi âile fertlerine gösteriyorlar:

- İşte babamızı öldüren. Şimdi vereceğimiz cezâyı beklemekte! diyorlardı.

Hz. Hubeyb bin Adiy, hapsedildiği evde tam bir tevekkül ile, Allahü teâlânın kendisi hakkındaki takdirini bekliyordu.

Üzüm salkımı

Hapsedildiği evde bulunan ve azatlı bir cariye olan Mâviye şöyle anlatmıştır:

Hübeyb, benim bulunduğum evde bir hücreye hapsedilmişti. Ben ondan daha hayırlı bir esir görmedim.

Bir gün baktım elinde insan başı gibi kocaman bir üzüm salkımı vardı. Ondan yiyordu. Hergün böyle üzüm salkımı elinde görülürdü.

O mevsimde hem de Mekke’de üzüm bulmak asla mümkün değildi. Allahü teâlâ ona rızık veriyordu.

Hz. Hubeyb, hapsolunduğu hücrede namaz kılar, Kur’ân-ı kerîm okurdu. Onun okuduğu Kur’ân-ı kerîmi dinleyen kadınlar ağlaşırlar. Ona acırlardı.

- Ona bir isteğin var mı? dediğimde,

- Bana tatlı su ver, putlar için kesilen hayvanların etinden getirme, bir de beni ödürecekleri zaman önceden haber ver, başka birşey istemem, dedi.

Öldürüleceği gün kararlaştırılınca gidip kendisine söyledim. Hayret ettim, öldüreceği zamanı öğrenince onda en ufak bir değişiklik ve zerre kadar üzüntü eseri görülmüyordu. Bana:

- Ne olur bana, bir ustura buluver. Temizlik yapacağım. Ben de sana duâ ederim, dedi.

Haksız yere cana kıymayız

Ben de çocuğumun eline bir ustura verip, gönderdim. Çocuk yanına gidince birden korktum.

- Eyvah bu adam çocuğu ustura ile keser o nasıl olsa öldürülecek, dedim. Koşup çocuğa baktım.

Hubeyb, gönderdiğim usturayı çocuğun elinden alıp, çocuğu sevmek için dizine oturtmuştu. Ben bu durumu görünce çok korkup, feryâd etmeye başladım. Durumu anlayınca,

- Bu çocuğu ödüreceğimi mi zannediyorsun? Bizim dînimizde böyle şey yok. Haksız yere cana kıymak bizim hâl ve şânımızdan değildir, dedi. Aslında eli usturalı bir esir çok şey yapabilirdi. Hattâ bu fırsat sâyesinde, hürriyetine bile kavuşabilirdi.

Hz. Hubeyb böyle birşeyi, düşünmek bile istemedi. Küçük bir yavruyu âlet etmek küçüklüğünü aklına bile getirmedi.

Hubeyb bin Adiy ve Zeyd bin Desinne’yi öldürmek için müşriklerin kararlaştırdığı gün gelmişti. Fakat müşriklerin kin ve intikâm hisleri geçmek bilmedi.

Herkese haber verildi. Bu yüzden şehrin zengin-fakîr, genç-ihtiyâr, kadın-erkek ve bütün çocuklar oradaydılar. Bu iki yüce Sahâbenin başına gelecekleri merak ediyorlardı.

Bir isteğin var mı?

Bir sabah erkenden O büyük îmânlı Sahâbînin zincirlerini çözüp, zindandan çıkardılar. Mekke dışında Ten’im denilen yere götürdüler. Çünkü bütün mel’anetlerini, orada yapmayı âdet edinmişlerdi.

Bu iki Allah ve Resûlullah dostu ise, heyacanlı değildiler.Yolda karşılaşıp görüşen bu iki Sahâbî kucaklaşarak birbirlerine uğradıkları belâya sabretmelerini tavsiye ettiler.

Az sonra bir müşrik bağırdı:

- Ey Hubeyb! Sen bizim babamızı, Hâris bin Âmir’i öldürdün. Bugün onun intikâmını senden alacağız. Ölmeden önce bir isteğin var mı?

Hubeyb bin Adiy gâyet sâkin, şunları söyledi:

- Yaşatan ve öldüren ve öldükten sonra gene diriltecek olan, yalnız Cenâb-ı Allahtır.. O’na binlerce hamd olsun.

Darağacında namaz

Müşrikler hayretle tekrar sordular:

- Ölmeden önce son bir arzun yok mudur?

- Beni bırakınız iki rekât namaz kılayım…

- Kıl orada.

Elleri ve ayakları çözülen Hz. Hubeyb, hemen namaza durup, büyük bir sükûnet içinde huşû’ ile iki rekât namaz kıldı. Cenâbı Hakka son duâlarını yaptı.

Toplanan müşrikler, kadınlar, çocuklar heyecanla onu seyrediyorlardı. Namazını bitirdikten sonra

- Vallahi eğer ölümden korkarak namazı uzattığımı zannetmeyecek olsaydınız, namazı uzatırdım ve daha çok kılardım, dedi.

Böylece idam edilirken iki rekât namazı ilk kılan, âdet ve sünnet olmasına sebep olan Hubeyb bin Adiy’dir Peygamber efendimiz, onun idam edilirken iki rekât namaz kıldığını işitince bu hareketini yerinde ve uygun bulmuştur.

Allah ve Resûlullah sevgisi için

Hârisoğulları hırsla yaklaştılar:

- Artık ölmeye hazır mısın? diye sordular.

Aslında O’nun bağırıp çağırmasını istiyorlardı. Çünkü o zaman daha keyifle, işkence edeceklerdi.

Fakat aksine Hubeyb halâ sâkindi:

- Müslüman olarak öldükten sonra, ne şekilde can verirsem vereyim, önemli değil. Çünkü bütün çektiklerim, Allah ve Resûlullah sevgisi içindir. Cenâb-ı Hak dilerse, parça parça edeceğiniz vücudumun zerresini, lütuf ile Cennetine nâil eyler, dedi.

Hz. Hubeyb, son namazını kıldıktan sonra, Mekkeli müşrikler, onu tutup darağacına kaldırarak bağladılar. Yüzünü kıbleden Medine’ye doğru çevirdiler. Sonra:

- Vallahi dînimden asla dönmem! Bütün dünya benim olsa, bana verilse yine İslâmiyyetten dönem!..

Esselâmü aleyke Yâ Resûlallah

- Şimdi senin yerine Peygamberinin olmasını, onun öldürülmesini, sen de evinde rahat oturasın ister misin?

- Ben Muhammed aleyhisselâmın değil benim yerimde olmasını, Medîne’de yürürken ayağına bir diken bile batmasına asla râzı olmam!

- Ey Hubeyb, İslâm dîninden dön eğer dönmezsen seni muhakkak öldüreceğiz.

- Allah yolunda olduktan sonra benim için öldürülmenin hiç ehemmiyeti yoktur.

Hz. Zeyd bin Desinne’ye de bu şekilde söylediler. O da aynı cevabı vererek şehid oldu.

Bundan sonra Hubeyb:

- Allahım! Şuracıkta düşman yüzünden başka yüz görmüyorum… Allahım! Resûlüne selâmımı ulaştır. Bize yapılan bu işi Resûlüne bildir, diyerek duâ etti.

Hubeyb bu duâyı yaptığı sırada sevgili Peygamberimiz, Eshâb-ı kirâmla oturuyordu.

Zeyd bin Hârise şöyle anlatmıştır:

Bir gün Resûlullah efendimiz Eshâbıyla otururken kendisine vahy geldiği sırada kaplayan hâl gibi bir hâl kapladı. Sonra,

- Ve aleyhisselâm, dedi.

- Yâ Resûlallah bu selâmı kimin selâmına karşılık verdiniz?

- Kardeşimiz Hubeyb’in selamına karşılık verdim. Cebrâil aleyhisselâm, Hubeyb’in selâmını bana ulaştırdı.

Ve Hubeyb ile Zeyd’in şehid edildiğini Eshâbına duyurdu. Hubeyb’in etrafında toplanan Kureyş müşrikleri:

- İşte babalarınızı öldüren bu adamdır, diyerek gençleri üzerine mızraklarıyla saldırttılar. Mızraklarını saplayarak vücudunu yaralamaya başladılar.

Yüzümü Ka’be’ye çevir

Bu sırada Hubeyb’in yüzü Kâ’be’ye doğru döndü. Müşrikler Medine’ye doğru döndürdüler.
Hz. Hubeyb:

- Allahım eğer ben senin katında hayırlı bir kul isem yüzümü Ka’be’ye çevir, diyerek duâ etti.

Yüzü yine kıbleye döndü. Müşriklerden hiçbiri onun yüzünü Kâ’be’den başka bir tarafa çeviremedi.

Bu esnada Hz. Hubeyb darağacı üzerinde düşman arasında garip bir halde şehit edilmekte olduğunu dile getiren bir şiir söyledi.

Mekkeli müşrikler darağacına çıkardıkları Hz. Hubeyb’e, ellerindeki mızraklarla işkence yapmaya başlayınca:

- Valahi ben Müslüman olarak öldürülecek olduktan sonra vurulup hangi yanım üstüne düşersem düşeyim gam yemem. Bunların hepsi Allah yolundadır, dedi.

Hubeyb bundan sonra yüksek sesle şöyle bedduâ etti.

- Ey büyük ve herşeye kâdir Allahım. Sen de bu zâlimlerin tamâmını mahveyle! Onlardan hiç birini sağ bırakma! Hepsini ayrı ayrı öldür, Allahım!

Hâinler korkak olur

Hâinler korkak olur. Bu hâinler de bedduâyı işitince korkmaya başladılar. Hz. Hubeyb biraz daha konuşursa, vaziyet değişebilirdi. Oradakiler müşrik de olsalar tesir altında kalabilirlerdi! Hattâ o mazlûmu kurtarmak istiyen bile çıkabilirdi. Hârisoğulları:

- Konuşturmayın şunu! diye bağırdılar.

Sonra da mızraklarını peşpeşe saplamaya başladılar, içlerinden biri göğsüne mızrağı sapladı, mızrak sırtından çıktı.

Hubeyb, vücudundan kanlar fışkırırken ve darağacında sallanarak son nefesini verirken,

- Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlüh diyerek şehid oldu.

Hubeyb bin Adiy’in cenazesi kırk gün darağacında asılı kaldı. Bedeni çürüyüp kokmadı. Hep taze kan aktı.

Peygaber efendimiz onun cenazesini getirmek üzere Eshâb-ı kirâmdan Zübeyr bin Avvâm ve Mikdâd bin Esved’i gönderdi.

Gece gizlice Mekke’ye girip Hubeyb’i asılı bulunduğu darağacından indirip deveye yükleyerek Medine’ye doğru yola çıktılar.

Cennetteki komşu

Durumu öğrenen müşrikler büyük bir kalabalık hâlinde üzerlerine hücum ettiler.

Hz. Zübeyr ve Mikdâd, kendilerini savunmak için cenazeyi yere koydular. Biraz sonra baktılar ki, Hubeyb’in cenazesini bıraktıkları yer yarılıp, cesedi içine alındı ve kapandı.

Onlar da oradan uzaklaşıp, Medine’ye döndüler.

Peygaber efendimiz, Hubeyb bin Adiy için:

- O benim Cennette komşumdur, buyurmuştur.

Bu şekilde şehid edilen Hubeyb, Ensârdan ya’nî Medîneli Müslümanlardan olup Evs kabilesindendir.

Hicretten önce Müslüman oldu. Bedir ve Uhud savaşına katıldı. Bu savaşlarda büyük kahramanlıklar gösterdi.

Sonraki Sayfa »

~ Uyari: Sitemiz Diyanet isleri Baskanligi Tarafin'dan Aylik Gozetimin'den Gecmektedir Yorumlarinizi Yaparken Seviyeli Olmaya Ozem Gostelim Lutfen. islami sohbet - dini sohbet - islami Sohbet - islami Forum - müslüman chat - akdeniz sohbet - İslami Sohbet - Musluman - islami sohbet - islam - chat -