Allah a Yaklaşmak İçin Vesile Edinmek Tasavvuf

16 Ekim 2009 admin  
Kategori: Tasavvuf

Allah’a Yaklaşmak İçin Vesile Edinmek

“Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve O’na (yaklaşmak için) vesile arayın! O’nun yolunda cihad edin, belki kurtuluşa erersiniz” (Maide / 35)

Allah (c.c) bu ayette, mü’minlere hitap ederek onlara, kendisinden gerçek manada korkmalarını ve suçlular için tayin ettiği cezaların bir toplumu islah etmek için yeterli olmayacağını bildiği için, kendisine salih amelle yaklaşmalarını emretmekte, yahudiler gibi hayal ve boş ümitlere bağlanmamaları gerektiğini bildirmektedir.

“Allah’tan sakının….”

Sadece Allah (c.c)’tan sakınmak gerekir. Zira Allah (c.c)’tan sakınan bir mü’min asla hiçbir şeyden korkmaz, hiç kimseye boyun eğmez ve izzeti nefis sahibi olur.

Allah (c.c)’tan gerçek manada sakınan bir kimse, O’nun emirlerine itaat eder ve yasaklarından kaçınır. Allah’tan sakınan bir kimse, kendisine verilecek cezalardan değil, bilakis Allah (c.c)’tan korktuğu için kötü ameller işlemez.

İslam sistemi insanları, işte bu şekilde terbiye eder. Önce Allah (c.c)’tan sakındırarak kalplere Allah (c.c) korkusunu yerleştirmiş, sonra da günahlara karşılık dünyada verilmek üzere cezalar koymuştur. Zira Allah (c.c) çok iyi bilmektedir ki, işlenen suçlara karşılık verilecek ceza, tek başına suçları engellemeye yetmez. Fertlerde Allah (c.c) korkusu olmazsa, en sert cezalar bile suçları tamamen ortadan kaldırmaz. İşte bu sebeble Allah (c.c), insanları ken-disinden sakındırmış ve onlara kendisinden korkmalarını bildirmiştir. Böyle bir durumda suça meyleden kişi, insanlardan kaçsa bile Allah (c.c)’tan asla kaçamayacağını bildiği için, suç işlemekten mutlaka çekinir.

Özetle bir toplumun ıslahı için, Allah (c.c) korkusu ve dünyada verilen adil cezalar yeterli unsurlardır. Bu iki unsur olmaksızın bir toplumun tam olarak ıslah olması mümkün değildir. Bu gerçeği, Allah (c.c) korkusu taşımayan toplumlarda pratik olarak görmek mümkündür.

Vesile Aramak:

“O’na (yaklaşmak için) vesile arayın!”

Bu ayette geçen “vesile”nin manası; Allah (c.c)’a salih ve razı olduğu amellerle yaklaşmaktır. Yoksa bazı kimselerin anladığı gibi; ölü veya diri salih kimselerden yardım istemek, onları Allah (c.c)’la arasında vesile edinmek değildir.

Salih amellerle Allah (c.c)’a yaklaşmak, dinin temelidir ve İslam’ın farz kıldığı ameldir. Bu sebebledir ki sahih bir hadiste geçtiği üzere, mağarada mahsur kalan üç kişi salih amelleriyle Allah (c.c)’a dua etmiş, Allah (c.c) da onları bu salih amelleri sebebiyle mağaradan kurtarmıştır. Bu kimseler Allah (c.c)’a, herhangi bir şahısla tevessül etmemişlerdir.

Salih ameller, sahibine gerek dünyada ve gerekse ahirette Allah (c.c)’ın rızasını ve mükafatını kazandırmaya bir vesiledir.

Bir kimsenin, sağ olan salih bir kimseden kendisi için Allah (c.c)’a dua etmesini istemesi ve salih kişinin kendisi için yapmış olduğu duayı Allah (c.c)’a yaklaşmak için vesile edinmesi İslam’da caiz olan bir ameldir.

Ömer (r.a), Rasulullah (s.a.s)’tan umre için izin istediğinde Rasulullah (s.a.s) ona şöyle demişti:

“Ey kardeş! Duanda beni unutma!” (Müslim)

Rasulullah (s.a.s), Ömer (r.a)’e, Uveys el Karani’yle karşılaştığında kendisini mağfiret etmesi için , Allah’a dua ettirmesini söyledi.

Rasulullah (s.a.s), kendisi için vesileyi (en yüksek mertebeyi) versin diye, ümmetine kendisi için Allah (c.c)’tan vesileyi istemelerini söylemiştir.

Rasulullah (s.a.s) şöyle demiştir:

“Her kim Allah (c.c)’tan benim için vesile isterse, o kimse kıyamette şefaatimi hak etmiştir.” (Müslim, Ahmed)

Ömer (r.a), yağmur talebinde bulundukları bir sırada şöyle dedi:

“Ey Allah’ım! Yağmur yağmadığı zaman nebimize dua ettirir ve onun duasını vesile edinirdik. Şimdi ise nebimizin amcası olan Abbas’ın duasını vesile edinerek senden yağmur istiyoruz. Ey Rabbimiz! Rasulullah’ın amcasının duasıyla bize yağmur yağdır.” (Buhari)

Bu hadis, gerek Rasulullah (s.a.s) vefat etmeden önce ve gerekse vefat ettikten sonra sahabelerin Rasulullah’ın şahsını hiçbir zaman Allah ile aralarında vesile edinmediklerini göstermektedir. Zira onlar, Rasulullah (s.a.s) hayattayken bir sorunla karşılaştıklarında, Rasulullah (s.a.s)’ın duasını vesile edinirlerdi. Yani ona, “bizim için Allah’a dua et” derlerdi. Rasulullah (s.a.s)’ın vefatından sonra bir sorunla karşılaştıklarında ise Rasulullah (s.a.s)’ın amcası olan Abbas (r.a)’ın duasını vesile edindilerdi. Bu ise, vesile tayin edilenin şahıs değil, o şahsın duası olduğunu göstermektedir.

Bütün alimler, ölü olan bir kimseyi, bu kimse isterse salih bir kişi olsun, vesile edinmenin caiz olmadığını, şirk olan bidatlerden olduğunu söylemişlerdir. Böyle bir ameli hiçbir sahabe, gerek Rasulullah (s.a.s)’a ve gerekse başka bir salih kişiye yapmamıştır.

Fakat mezardaki müslümanlara selam söylemek, onlara meşru dualarla hitap etmek caiz olan bir ameldir.

Rasulullah (s.a.s), sahabelerine mezar ziyareti sırasında şöyle demelerini öğretmiştir:

“Ey kabir ehli! Size selam olsun! Biz inşeallah size kavuşacağız. Sizden ve bizden önce ölenlere Allah (c.c) rahmet etsin! Size ve bize Allah (c.c)’tan afiyet dileriz. Ey Rabbimiz! Onların ecirlerinden bizi mahrum bırakma! Onlardan sonra bizi fitneye düşürme ve hem bizi hem onları mağfiret et!” (Müslim, Nesei)

Sahabeler hayır işlemek için azimle yarışırlardı. Hiçbir zaman ölüden herhangi bir şey taleb etmemişlerdir. Ölüleri hatta Rasulullah’ın şahsını bile hiçbir zaman vesile edinmemişlerdir. Bunun aksini söyleyen yalancıdır. Pis bir müşriktir.

Duada “Filancanın Hakkı İçin” Sözünü Kullanmak:

Dua sırasında; “ey Rabbim! Filan kulunun hakkı için hacetemi gider” şeklinde sözler söylemek, caiz değildir. Böyle bir sözün sadece Rasulullah (s.a.s) için kullanılabileceğine dair El İz İbni Abdisselam cevaz vermiştir.

El İz İbni Abdisselam şöyle dedi:

“Ey Rabbim! Rasulullah (s.a.s)’ın hakkı için hacetimi gider” şeklinde dua etmek caizdir. Çünkü Rasulullah, Adem oğullarının seyyididir. Fakat onun dışındaki nebiler, melekler ve salihler Rasulullah (c.c)’ın mertebesine ulaşmadıklarından onların hakkı için Allah (c.c)’a dua etmek caiz değildir.”

El İz İbni Abdisselam bu görüşüne şu hadisi delil göstermiştir:

Osman b. Hanif (r.a) dedi ki:

“Kör olan bir kişi Rasulullah (s.a.s)’a gelerek:

“Ey Allah’ın Rasulü! beni körlükten iyileştirmesi için Allah (c.c)’a dua et!” Rasulullah (s.a.s) ona dedi ki:

“İstersen Allah (c.c) seni körlükten iyileştirsin diye dua ederim. İstersen buna sabret! Bu senin için daha hayırlıdır.”

Kör adam:

“Allah’a dua et!” dedi. Rasulullah (s.a.s) ona, güzel bir abdest almasını ve abdestten sonra şu duayı yapmasını emretti:

“Ey Allah’ım! Rahmet nebisi olan nebinle sana yönelerek dua ediyorum.” Ey Allah’ın Rasulü! Hacetimi gidermesi için seninle Allah (c.c)’a yöneldim. Ey Rabbim! Rasulü bana şefaatçi kıl!” (Tirmizi rivayet etti ve hasen sahih dedi.)

El İz İbni Abdusselam’ın kendisine delil aldığı bu hadis, Rasulullah (s.a.s)’ın hakkı için Allah (c.c)’a dua edilebileği veya Rasulullah (s.a.s)’ın zatı vesilesiyle Allah (c.c)’a dua edilebileceği konusunda delil değildir. Zira hadiste geçen kör kişi, Rasulullah (s.a.s)’ın zatını değil, dua ve şefaatini vesile edinerek Allah (c.c)’a dua etmiştir. Hadisi iyice inceleyen kimse bunu açıkça görür.

Hadisteki “seninle”den kasıt; senin duanla demektir. Çünkü hadisin sonunda: “Ey Rabbim! Rasulü bana şefaatçi kıl” sözü geçmektedir. Zaten hadisin başında, kör adamın Rasulullah (s.a.s)’a gelerek ondan kendisi için dua etmesini istemesi de buna işaret etmektedir.

Ebu Hanife, İmameyn ve cumhura göre; sağ olsun, ölü olsun Rasulullah (s.a.s) dahil herhangi bir kişinin hakkı için dua etmek caiz değildir.

Sahabelerin ve Rasulullah (s.a.s)’ın ehli beytinin yapmış olduğu dualara baktığımızda Rasulullah (s.a.s)’ın zatını vesile tayin ederek dua ettiklerine dair herhangi bir sahih nakil gelmemiştir.

Yezid el Bustami şöyle dedi:

“Yaratılanın yaratılandan yardım istemesi, hapiste olan bir kimsenin hapiste olan diğer bir kimseden yardım istemesi gibidir.”

Alimler, “yaratılmışın hakkı için” dua etmeyi caiz görmediler. Çünkü yaratılmışın Allah (c.c)’a karşı bir hakkı yoktur.

Dua etmek isteyen kimse, direkt olarak ve vasıtasız bir şekilde sadece Allah (c.c)’a dua eder. Zira Allah (c.c)’a dua etmek için vasıta gerekmez.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Bana dua ediniz ki, size karşılığını vereyim. Bana dua etmeyi büyüklüklerine yediremeyenler alçalmış olarak cehenneme gireceklerdir.” (Mü’min: 60)

“Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.” (Fatiha: 4)

“(Ey Muhammed!) Kullarım sana benden sorarlarsa (onlara de ki) şüphesiz ben onlara çok yakınım. Bana dua ettiği zaman, dua edene muhakkak cevap veririm.” (Bakara: 186)

İbni Abbas (r.a)’dan, Rasulullah (s.a.s)’ın ona şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Allah (c.c)’ı koru ki, Allah (c.c) da seni korusun! Allah (c.c)’ı koru ki, Allah (c.c) sana yardım etsin! Eğer birisinden isteyeceksen sadece Allah (c.c)’tan iste! Eğer birisinden yardım istersen sadece Allah (c.c)’tan yardım iste!” (Tirmizi rivayet etti hasen sahih dedi.)

“O’nun yolunda cihad edin!”

Allah (c.c), daha önceki ayetlerde mü’minlere haramları terketmeyi ve iyi ameller işlemeyi emrettikten sonra bu ayette doğru yoldan çıkan ve İslam’a düşman olan kafir ve müşriklerle savaşmayı emretmiştir.

Allah (c.c) bu ayette şöyle buyuruyor:

“Allah’ın şeriatini hakim kılmak ve insanları birbirine kul olmaktan kurtarıp sadece Allah’a ibadet ettirmek için hem can hem mal hem de silahla cihad edin!”

“Belki kurtuluşa erersiniz.”

Allah (c.c), kendi yolunda cihad yapan kişilere hitabına şöyle devam ediyor:

“Sizler şayet, Allah’ın şeriatini gerçek manada hakim kılmak için cihad yapar ve Allah’a iyi amellerle yaklaşırsanız hem dünya ve hem de ahirette kazançlı, mutlu olursunuz.”

Allah (c.c)’ın ayette “belki kurtuluşa erersiniz” sözünde “belki” lafzını kullanması bu konuda şüphe olduğunu göstermez.

Bilakis Allah (c.c) bu sözüyle, mü’minlerin Allah (c.c)’a güvenmelerini, amellerine güvenmemelerini öğretmek isemektedir. Zira insanı cennete sokan ameller değil, Allah (c.c)’ın rahmetidir.

Buna rağmen Allah (c.c) kendisine gerçek manada iman eden ve emirlerini yerine getirip, yasaklarından kaçınan kimseleri cennete koyacağını bildirmiştir.

İşte bu göstermektedir ki; müslüman bir kimse Allah (c.c)’ın razı olduğu amelleri işlese bile, sürekli olarak korku ve ümit arasında olmalıdır.

~ Uyari: Sitemiz Diyanet isleri Baskanligi Tarafin'dan Aylik Gozetimin'den Gecmektedir Yorumlarinizi Yaparken Seviyeli Olmaya Ozem Gostelim Lutfen. islami sohbet - dini sohbet - islami Sohbet - islami Forum - müslüman chat - akdeniz sohbet - İslami Sohbet - Musluman - islami sohbet - islam - chat -