Ölümü Bilmek
15 Ekim 2009 AceLyA
Kategori: dini bilgiler
Ölümü Hatırlamanın Kalbe Tesiri
Ölüm büyük bir işdir, büyük bir tehlikedir. insanlar bunu bilmezler, hatırlasalar da kalblerine fazla tesir etmez. Çünkü kalbleri dünya meşgalesi ile öyle dolmuşdur ki, kalblerinde bir şeye yer kalmamışdır. Bunun için de zikir ve tesbihden zevk almazlar.Bunun çaresi, yalnız bir yere çekilmek, hiç değilse kalbini bir saat kadar dünya meşgalelerinden uzak tutmakdır.
Nitekim ıssız sahralarda dolaşan bir kimse, başkalarından kendisine bir yardım geleceğini düşünmez. Başının çaresine bakar. Önceden tedbir alır. işte yalnız bir yerde oturup kendi kendine demelidir ki:
Ölüm yaklaşdı. Belki bu gün gelir. Eğer sana bilmediğin karanlık bir dehlize gir deseler içinde kuyu var mı? yoksa köpeğe rastlar mıyım veya ne var ne yok? bilmiyorum deyip dizlerinin bağı çözülür. Ölümden sonraki işin, mezardaki korkulu halinin bundan aşağı olmadığı gün gibi meydandadır. Bunu düşünmemek ne biçim cesarettir? Bunun en güzel çaresi ölen arkadaşlarına bakmak, onları düşünmekdir. Onları hatırlayıp dünyada her birinin mevkiini, işlerini, sıkıntılarını, neş’elerini, dünyada neye kavuşduklarını, ölümü nasıl unuttuklarını ve beklemedikleri bir zamanda ellerinde en ufak bir azık ve hazırlık yokken ölümün gelip onları kıskıvrak götürdüğünü düşün.
Ölümü hatırlamak üç şekilde olur.
Birincisi, dünya ile meşgul olan gafilin hatırlamasıdır. Ölümü hatırlar fakat kendisini dünya arzularından alacak diye onu sevmez.
Bunun için ölümü kötüler ve “bu kötü iş başımıza gelecek, yazık ki bu dünya ve güzellikler böyle kalacaktır” der. Ölümü bu şekilde hatırlaması kendisini Allahu Teâlâ’dan uzaklaştırır. Fakat dünya kendisine sıkıntılı gelir. Ve dünyadan nefret ederse aklını kullanırsa faydasını görür.
ikincisi, tevbe edenlerin ölümü hatırlamasıdır. Daha çok korkmak için ölümü hatırlar Tevbesini bozmaz ve geçmişte kaçırmış olduğu fırsatları telafi eder. Çok şükür etmeye gayretli olur. Bunun sevabı büyüktür. Tevbe eden kimse ölümü kötü görmez. Erken ölmeyi de sevmez. Çünkü hazırlık yapmadan gitmek istemez. Ölümü böyle istememek zararlı değildir.
Üçüncüsü, âriflerin ölümü hatırlamasıdır. Onların hatırlaması vadedildiği üzere öldükten sonra Allahü Teâlâ’ya kavuşmak içindir. Seven sevdiğinin va’dini sözünü unutmaz. Daima onu gözetir. Hatta seve seve ölmek ister. Nitekim Huzeyfe (radıyallahu anh) ölürken “Ya Rabbi! Fakirliği zenginlikten, hastalığı sıhhatten, ölümü yaşamaktan çok sevdiğimi biliyorsun. Ölümümü kolay eyle ki, seni görmekle rahat edeyim.”
Bu derecelerin ötesinde bundan daha büyük derece vardır. Ölümü istemez de, kötü görmez de, ne erken gelmesini ne de geç gelmesini ister. O Allahu Teâlâ’nın hükmünü hepsinden çok sever. Kendi tasarruf ve arzularına kıymet vermez. Rıza ve teslim makamına ulaşmıştır. Bu, ölümü hatırladığı fakat ondan korkmadığı, hatta ölüme hiç aldırmadığı zaman olur. Çünkü bu dünyada kendisi onun müşahedesindedir. Kalbi her an onu zikretmektedir. Ölüm ve hayat onun için birdir. Çünkü her nerede olursa olsun, Allahu Teâlâ’nın zikrine ve sevgisine dalmıştır.
TEVBE
15 Ekim 2009 HfZ_aLi_1990
Kategori: dini bilgiler
Değerli Kardeşlerim
Tevbe; kulun günahını ve hatasını terk edip, dua ve niyaz ile Rab’binden bağışlanma dileyip O’na dönmesi, Cenab_ı
Hak’kın da kuluna af ve mağfiretle mukabelede bulunmasıdır. Günahlar,
Rab’bimizle aramızdaki sevgi bağını zayıflatır; O’nun ihsanına ve rahmetine
perde olur. Manevi kişiliğimizi zedeler, gönül dünyamızı karartır. Bu
bakımdan tevbe, Allah ile sevgi bağlarımızı yeniden tesis eder, günah ile
zedelenen gönül dünyamızı onarır.
Aziz Müminler!
Yüce Allah’ın kuluna tevbe etme fırsatı bahşetmesi O’nun sonsuz rahmetinin bir ifadesidir. Çünkü kullarının işledikleri günahlar yüzünden onları hemen cezalandırmamakta, bağışlanma dilemeleri için mühlet vermekte ve rahmet kapısını günün her anında açık tutmaktadır. Yüce Allah’ın bir ismi de “Tevvab”(çok bağışlayan) dır. Cenab- Hak, tevbe kapısını daima açık tutar. Kulların bağışlanmak için her yönelişlerinde onlara rahmet ve mağfiretiyle karşılık verir, onların günahlarından dolayı samimi tevbe etmelerinden hoşnut olur. Yüce kitabımız bir çok ayetinde bizleri tövbeye davet etmekte ve tevbe edenleri bağışlayıp cennetine koyacağını Cenab-ı Hak Tahrim suresi 8.ayette şöyle açıklamaktadır: “Ey iman edenler! Allah’a içtenlikle tövbe edin. Belki Rabbiniz sizin günahlarınızı örter ve peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde, Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların nurları önlerinden ve sağlarından aydınlatır, gider. “Ey Rabbimiz! Nurumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü senin her şeye hakkıyla gücün yeter” derler.”[1]
Sevgili Peygamberimiz de günahkarların en iyisinin tevbekarlar olduğunu,[2] ifade etmiş ve Yüce Allah’ın kulunu bağışlamak için daima rahmet ve mağfiret kapılarını açtığını bir hadis-i şerifinde şöyle ifade etmiştir: “Aziz ve Celil olan Allah, gündüz günah işleyenlerin tevbesini kabul etmek için gece, gece günah işleyenlerin tevbesini kabul etmek için de gündüz kulun tevbe etmesini bekler, bu durum kıyamete kadar devam eder[3]. Ayrıca Sevgili peygamberimiz kendisinin de Yüce Allah’a günde en az yüz kere tevbe ve istiğfarda bulunduğunu ve bizlerin de tevbe etmemiz gerektiğini şöyle vurgulamıştır: “Ey insanlar! Allah’a tevbe ve istiğfar ediniz, ben günde yüz kere tevbe ediyorum.”[4]
Değerli Mü’minler!
Tevbe etmenin bir takım şartları bulunmaktadır: Bunlar günahın bir an evvel bırakılması, işlenen günaha pişmanlık duyulması, bir daha günah işlenmeyeceğine kesin olarak karar verilmesi ve işlenen günah eğer kul hakkı ile ilgili ise mutlaka hak sahibi ile helalleşilmesidir. Zira Yüce Allah, kul haklarına çok önem vermektedir. Bu hususta Sevgili Peygamberimiz: “Kimin yanında, kardeşinin yenmiş bir hakkı var ise hakkı yiyenin iyiliklerinden alınıp kardeşine verileceği gün gelmezden evvel daha şimdiden helallik dilesin”[5] buyurmuştur.Tevbe etmede acele edilmelidir. Çünkü ölümün ne zaman geleceği bilinmemektedir. Ayrıca ölüm anında yapılan tevbeler makbul değildir. [6]
Aziz Kkardeşlerim!
Fırsatı kaçırmadan günahları terk ederek samimiyetle tevbe edelim. Salih amellere, iyi, güzel ve hayırlı işlere devam edelim.Ulaştığımız mübarek gün ve geceleri, Ramazanı şerif-i fırsat bilelim. Zira Yüce Allah içten yapılan tevbeleri kabul eder,bundan hoşnut olur ve günahları sevaba dönüştürür. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “ Ancak tövbe edip de inanan ve salih amel işleyenler başka. Allah işte nların günahlarını sevaplara çevirir. Allah çok bağışlayandır, engin merhamet sahibidir.”[7]
——————————————————————————–
[1] Tahrim, 66/8
[2] Tirmizi, Kıyamet, 50, H.No:2501
[3] Müslim, Tevbe, 32, H.No:2760
[4] Buhari, 11/85; Müslim, H.No:2702
[5] Buhari, Mezalim, 10; Ahmet,b.Hanbel, Müsned; II, 506
[6] Nisa,4/18
[7] Furkan25/70

