HUBEYB BİN ADİY Darağacında ilk namaz kılan sahâbî
Yazan: HfZ_aLi_1990 16 Ekim 2009
Kategori: Sahabeler
| Uhud savaşında bazı yakınları ölen müşrikler, Müslümanlardan bunların intikamını almak istediler. Alçakca bir plân hazırladılar. Hemen de planı tatbike koydular. Bu maksatla bir heyet Medine’ye giderek Resulullahın huzuruna çıkıp:
- Yâ Resûlallah. Bizim kabîlelerimiz, İslâmiyeti kabûl ettiler. Yalnız Kur’ân-ı kerîm öğretmenine ihtiyâcımız var. Lütfen bize; İslâmiyeti, Kur’an-ı kerimi öğretecek kimseler yollar mısınız? diye ricada bulundu. Sevgili Peygamberimiz kendilerine, 10 kiÅŸilik bir öğretmenler heyeti yolladılar. BaÅŸlarında, Bu öğretmenler kâfilesi, geceleri yürüyerek, gündüzleri gizlenerek Hüzeyl Kabilesi topraklarında, Reci’ suyu başında, seher vakti konakladılar… Bu sırada yanlarında bulunan Adal ve Kare kabilesi heyetinden biri, bir bahane ile yanlarından ayrıldı. Hemen LıhyanoÄŸullarına gidip, haber verdi. Çarpışmaya karar verdiler Çok geçmeden kâfilenin etrâfı sarıldı. 200′den fazla silâhlı eÅŸkiyâ oradaydı. - Bize öğretmen lâzım! diyenler, çekip gittiler. O güzîde Müslümanları, eÅŸkiyâ ile karşı karşıya bıraktılar. LıhyânoÄŸulları mensupları, esir ticâreti ile geçinirlerdi. Bu sebeple: - Teslim olun. Canınızı kurtarın, teklifinde bulunuyorlardı. Asıl niyetleri onları Mekke’de köle olarak satmaktı. Böylece çok para kazanacaklardı. Çünkü Mekke’li müşrikler kendilerine: - Yakaladığınız her Müslüman için, deÄŸerinden fazla para öderiz, demiÅŸlerdi. Bunu Müslümanlar da duymuÅŸlardı. Onun için, aralarında istişâre ederek çarpışmaya karar verdiler. Arkalarını daÄŸa dönüp, kılıçlarını çekip, Allahın dîni uÄŸrunda vuruÅŸmaya baÅŸladılar. İkiyüz kiÅŸilik düşmana karşı görülmemiÅŸ bir kahramanlıkla çarpıştılar. Üzerlerine saldıran kuvvetten bir kısmını öldürdüler. Nihayet çarpışa çarpışa on Sahâbi’den yedisi okla vurularak orada ÅŸehid düştü. Sadece Hubeyb bin Adiy, Zeyd bin Desinne ve Abdullah bin Târık kalmış, müşriklerle çarpışıyorlardı. Çok geçmeden müşrikler, onları saÄŸ olarak yakaladılar. ArkadaÅŸlarım bana örnektir LıhyanoÄŸulları üçünü de yayların kiriÅŸleri ile baÄŸladılar. Mekke’ye götürmek üzere yola çıktılar. Abdullah bin Târık Mekkeli müşriklere götürülmeye râzı olmadı. Gitmemek için zorlandı. - Vallahi ben size arkadaÅŸ ve yoldaÅŸ olmam! Åžehid olan arkadaÅŸlarım bana örnek ve önderdir, deyip, bir zorlayışta ellerini kurtardı. LıhyanoÄŸulları O’nu taÅŸa tuttular, sonunda O’nu da ÅŸehid ettiler. LihyânoÄŸulları, Hubeyb bin Adiy ve Zeyd bin Desinne’yi Mekke’ye götürüp müşriklere yüksek bir fiyatla sattılar. Çünkü Hz. Hubeyb Bedr Gazâsında müşriklerden Hâris bin Âmir’i Cehenneme yollamıştı. Onun oÄŸulları ÅŸimdi kendisini almak için, büyük para ödediler. Zeyd bin Desinne’yi de Safvân bin Ümeyye, Bedir savaşında öldürülen babası Ümeyye bin Halef’in intikâmını almak üzere satın aldı. Mekkeli Müşrikler, Hz. Hubeyb ve Zeyd’i satın aldıktan sonra, onlara ne cezâ vereceklerini konuÅŸuyorlardı: - Hayır! Evvelâ iÅŸkence etmeliyiz. - Ama Harâm aylar içinde bulunuyoruz! - Evet! Bu sebeple, hemen öldüremeyiz! Harâm ayların geçmesini beklememiz gerek. - O hâlde, hapsedelim. - Ellerini, ayaklarını zincire vuralım! diyorlardı. Öyle yaptılar. İntikam hırsı Harp meydanındaki yenilginin intikâmını, müdâfaasız bir insandan alacaklardı. Hem de o esîri; harpte deÄŸil, parayla pazardan almışlardı!.. HârisoÄŸulları, iftihârla Hubeyb bin Adiy’i kendi âile fertlerine gösteriyorlar: - İşte babamızı öldüren. Åžimdi vereceÄŸimiz cezâyı beklemekte! diyorlardı. Hz. Hubeyb bin Adiy, hapsedildiÄŸi evde tam bir tevekkül ile, Allahü teâlânın kendisi hakkındaki takdirini bekliyordu. Üzüm salkımı Hübeyb, benim bulunduÄŸum evde bir hücreye hapsedilmiÅŸti. Ben ondan daha hayırlı bir esir görmedim. Bir gün baktım elinde insan başı gibi kocaman bir üzüm salkımı vardı. Ondan yiyordu. Hergün böyle üzüm salkımı elinde görülürdü. O mevsimde hem de Mekke’de üzüm bulmak asla mümkün deÄŸildi. Allahü teâlâ ona rızık veriyordu. Hz. Hubeyb, hapsolunduÄŸu hücrede namaz kılar, Kur’ân-ı kerîm okurdu. Onun okuduÄŸu Kur’ân-ı kerîmi dinleyen kadınlar aÄŸlaşırlar. Ona acırlardı. - Ona bir isteÄŸin var mı? dediÄŸimde, - Bana tatlı su ver, putlar için kesilen hayvanların etinden getirme, bir de beni ödürecekleri zaman önceden haber ver, baÅŸka birÅŸey istemem, dedi. ÖldürüleceÄŸi gün kararlaÅŸtırılınca gidip kendisine söyledim. Hayret ettim, öldüreceÄŸi zamanı öğrenince onda en ufak bir deÄŸiÅŸiklik ve zerre kadar üzüntü eseri görülmüyordu. Bana: - Ne olur bana, bir ustura buluver. Temizlik yapacağım. Ben de sana duâ ederim, dedi. Haksız yere cana kıymayız Ben de çocuÄŸumun eline bir ustura verip, gönderdim. Çocuk yanına gidince birden korktum. - Eyvah bu adam çocuÄŸu ustura ile keser o nasıl olsa öldürülecek, dedim. KoÅŸup çocuÄŸa baktım. Hubeyb, gönderdiÄŸim usturayı çocuÄŸun elinden alıp, çocuÄŸu sevmek için dizine oturtmuÅŸtu. Ben bu durumu görünce çok korkup, feryâd etmeye baÅŸladım. Durumu anlayınca, - Bu çocuÄŸu ödüreceÄŸimi mi zannediyorsun? Bizim dînimizde böyle ÅŸey yok. Haksız yere cana kıymak bizim hâl ve şânımızdan deÄŸildir, dedi. Aslında eli usturalı bir esir çok ÅŸey yapabilirdi. Hattâ bu fırsat sâyesinde, hürriyetine bile kavuÅŸabilirdi. Hz. Hubeyb böyle birÅŸeyi, düşünmek bile istemedi. Küçük bir yavruyu âlet etmek küçüklüğünü aklına bile getirmedi. Hubeyb bin Adiy ve Zeyd bin Desinne’yi öldürmek için müşriklerin kararlaÅŸtırdığı gün gelmiÅŸti. Fakat müşriklerin kin ve intikâm hisleri geçmek bilmedi. Herkese haber verildi. Bu yüzden ÅŸehrin zengin-fakîr, genç-ihtiyâr, kadın-erkek ve bütün çocuklar oradaydılar. Bu iki yüce Sahâbenin başına gelecekleri merak ediyorlardı. Bir isteÄŸin var mı? Bir sabah erkenden O büyük îmânlı Sahâbînin zincirlerini çözüp, zindandan çıkardılar. Mekke dışında Ten’im denilen yere götürdüler. Çünkü bütün mel’anetlerini, orada yapmayı âdet edinmiÅŸlerdi. Bu iki Allah ve Resûlullah dostu ise, heyacanlı deÄŸildiler.Yolda karşılaşıp görüşen bu iki Sahâbî kucaklaÅŸarak birbirlerine uÄŸradıkları belâya sabretmelerini tavsiye ettiler. Az sonra bir müşrik bağırdı: - Ey Hubeyb! Sen bizim babamızı, Hâris bin Âmir’i öldürdün. Bugün onun intikâmını senden alacağız. Ölmeden önce bir isteÄŸin var mı? Hubeyb bin Adiy gâyet sâkin, ÅŸunları söyledi: - YaÅŸatan ve öldüren ve öldükten sonra gene diriltecek olan, yalnız Cenâb-ı Allahtır.. O’na binlerce hamd olsun. - Ölmeden önce son bir arzun yok mudur? - Beni bırakınız iki rekât namaz kılayım… Elleri ve ayakları çözülen Hz. Hubeyb, hemen namaza durup, büyük bir sükûnet içinde huşû’ ile iki rekât namaz kıldı. Cenâbı Hakka son duâlarını yaptı. Toplanan müşrikler, kadınlar, çocuklar heyecanla onu seyrediyorlardı. Namazını bitirdikten sonra - Vallahi eÄŸer ölümden korkarak namazı uzattığımı zannetmeyecek olsaydınız, namazı uzatırdım ve daha çok kılardım, dedi. Böylece idam edilirken iki rekât namazı ilk kılan, âdet ve sünnet olmasına sebep olan Hubeyb bin Adiy’dir Peygamber efendimiz, onun idam edilirken iki rekât namaz kıldığını iÅŸitince bu hareketini yerinde ve uygun bulmuÅŸtur. Allah ve Resûlullah sevgisi için HârisoÄŸulları hırsla yaklaÅŸtılar: - Artık ölmeye hazır mısın? diye sordular. Aslında O’nun bağırıp çağırmasını istiyorlardı. Çünkü o zaman daha keyifle, iÅŸkence edeceklerdi. Fakat aksine Hubeyb halâ sâkindi: - Müslüman olarak öldükten sonra, ne ÅŸekilde can verirsem vereyim, önemli deÄŸil. Çünkü bütün çektiklerim, Allah ve Resûlullah sevgisi içindir. Cenâb-ı Hak dilerse, parça parça edeceÄŸiniz vücudumun zerresini, lütuf ile Cennetine nâil eyler, dedi. Hz. Hubeyb, son namazını kıldıktan sonra, Mekkeli müşrikler, onu tutup daraÄŸacına kaldırarak baÄŸladılar. Yüzünü kıbleden Medine’ye doÄŸru çevirdiler. Sonra: - Vallahi dînimden asla dönmem! Bütün dünya benim olsa, bana verilse yine İslâmiyyetten dönem!.. Esselâmü aleyke Yâ Resûlallah - Åžimdi senin yerine Peygamberinin olmasını, onun öldürülmesini, sen de evinde rahat oturasın ister misin? - Ben Muhammed aleyhisselâmın deÄŸil benim yerimde olmasını, Medîne’de yürürken ayağına bir diken bile batmasına asla râzı olmam! - Allah yolunda olduktan sonra benim için öldürülmenin hiç ehemmiyeti yoktur. Bundan sonra Hubeyb: - Allahım! Åžuracıkta düşman yüzünden baÅŸka yüz görmüyorum… Allahım! Resûlüne selâmımı ulaÅŸtır. Bize yapılan bu iÅŸi Resûlüne bildir, diyerek duâ etti. Hubeyb bu duâyı yaptığı sırada sevgili Peygamberimiz, Eshâb-ı kirâmla oturuyordu. Zeyd bin Hârise şöyle anlatmıştır: Bir gün Resûlullah efendimiz Eshâbıyla otururken kendisine vahy geldiÄŸi sırada kaplayan hâl gibi bir hâl kapladı. Sonra, - Ve aleyhisselâm, dedi. - Yâ Resûlallah bu selâmı kimin selâmına karşılık verdiniz? - KardeÅŸimiz Hubeyb’in selamına karşılık verdim. Cebrâil aleyhisselâm, Hubeyb’in selâmını bana ulaÅŸtırdı. - İşte babalarınızı öldüren bu adamdır, diyerek gençleri üzerine mızraklarıyla saldırttılar. Mızraklarını saplayarak vücudunu yaralamaya baÅŸladılar. Yüzümü Ka’be’ye çevir Bu sırada Hubeyb’in yüzü Kâ’be’ye doÄŸru döndü. Müşrikler Medine’ye doÄŸru döndürdüler. - Allahım eÄŸer ben senin katında hayırlı bir kul isem yüzümü Ka’be’ye çevir, diyerek duâ etti. Yüzü yine kıbleye döndü. Müşriklerden hiçbiri onun yüzünü Kâ’be’den baÅŸka bir tarafa çeviremedi. Bu esnada Hz. Hubeyb daraÄŸacı üzerinde düşman arasında garip bir halde ÅŸehit edilmekte olduÄŸunu dile getiren bir ÅŸiir söyledi. Mekkeli müşrikler daraÄŸacına çıkardıkları Hz. Hubeyb’e, ellerindeki mızraklarla iÅŸkence yapmaya baÅŸlayınca: - Valahi ben Müslüman olarak öldürülecek olduktan sonra vurulup hangi yanım üstüne düşersem düşeyim gam yemem. Bunların hepsi Allah yolundadır, dedi. Hubeyb bundan sonra yüksek sesle şöyle bedduâ etti. - Ey büyük ve herÅŸeye kâdir Allahım. Sen de bu zâlimlerin tamâmını mahveyle! Onlardan hiç birini saÄŸ bırakma! Hepsini ayrı ayrı öldür, Allahım! Hâinler korkak olur Hâinler korkak olur. Bu hâinler de bedduâyı iÅŸitince korkmaya baÅŸladılar. Hz. Hubeyb biraz daha konuÅŸursa, vaziyet deÄŸiÅŸebilirdi. Oradakiler müşrik de olsalar tesir altında kalabilirlerdi! Hattâ o mazlûmu kurtarmak istiyen bile çıkabilirdi. HârisoÄŸulları: - KonuÅŸturmayın ÅŸunu! diye bağırdılar. Sonra da mızraklarını peÅŸpeÅŸe saplamaya baÅŸladılar, içlerinden biri göğsüne mızrağı sapladı, mızrak sırtından çıktı. Hubeyb, vücudundan kanlar fışkırırken ve daraÄŸacında sallanarak son nefesini verirken, - EÅŸhedü enlâ ilâhe illallah ve eÅŸhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlüh diyerek ÅŸehid oldu. Hubeyb bin Adiy’in cenazesi kırk gün daraÄŸacında asılı kaldı. Bedeni çürüyüp kokmadı. Hep taze kan aktı. Peygaber efendimiz onun cenazesini getirmek üzere Eshâb-ı kirâmdan Zübeyr bin Avvâm ve Mikdâd bin Esved’i gönderdi. Gece gizlice Mekke’ye girip Hubeyb’i asılı bulunduÄŸu daraÄŸacından indirip deveye yükleyerek Medine’ye doÄŸru yola çıktılar. Cennetteki komÅŸu Hz. Zübeyr ve Mikdâd, kendilerini savunmak için cenazeyi yere koydular. Biraz sonra baktılar ki, Hubeyb’in cenazesini bıraktıkları yer yarılıp, cesedi içine alındı ve kapandı. Onlar da oradan uzaklaşıp, Medine’ye döndüler. Peygaber efendimiz, Hubeyb bin Adiy için: - O benim Cennette komÅŸumdur, buyurmuÅŸtur. Bu ÅŸekilde ÅŸehid edilen Hubeyb, Ensârdan ya’nî Medîneli Müslümanlardan olup Evs kabilesindendir. Hicretten önce Müslüman oldu. Bedir ve Uhud savaşına katıldı. Bu savaÅŸlarda büyük kahramanlıklar gösterdi. |


Yorumlar
Ana Sayfaya Donmek istiyorsaniz Ana Sayfa Tiklayiniz.